İşte, yirmi sene sonra tekrar Barla’ya döndüğü zaman, hizmet-i îmâniyesinde nâil olduğu büyük ikramları, inâyetleri düşünerek, müşâhede ederek mesrûr oldu ve sürûrundan ağlıyordu, secde-i şükrâna varıyordu.
Hâl-i hâzırda Üstad Isparta’da ikamet eder. Bazen Emirdağı’na, bazen Barla’ya gider. Buraları, Risale-i Nurun te'lif ve inkişaf merkezleri olduğu için rûhen çok alâkadardır. Hem, kendisi doksan yaşına yaklaştığı ve birçok defalar zehirlendiği için rahatsızdır. Hastalığı ta'rif edilmeyecek derecede ağırdır ve şiddetlidir. Rûhen, hissiyatı kuvvetli ve âlem, bâhusus Âlem-i İslâm, bilhassa Risale-i Nur dâiresi, vücûd-u manevîsi hükmünde olduğundan, her iki vücûdundaki ızdırâb şedîddir. Gerçi talebelerinin duâları ve neşr-i envâr-ı îmâniye o ızdırâbına bir merhem ve devâ ise de, yine de pek vâsi' şefkati itibariyle zaman zaman ızdırâbı şiddetlenmektedir. Bu itibarla, tebdil-i havaya çok muhtaçtır. Bir yerde fazla kalamıyor. Tebdil-i havaya çıktığı zaman hastalığı kısmen azalıyor, rahat nefes alabiliyor.
Üstad, Risale-i Nur kesretle intişar ettiğinden ve her yerde pek çok Nur Talebeleri mevcûd olduğundan halklarla konuşmayı tamamıyla terk etmiştir. “Risale-i Nur, benimle sohbetten on derece ziyâde fâidelidir.” deyip ziyaretçi de kabûl etmemektedir. Hattâ yanındaki talebeleriyle dahi zarûret hâlinde konuşmaktadır.
Artık hayatının son safhasına geldiğini söylemekte, dâima içinde yaşadığı ayı çıkarabileceğinden şübhe eder bir vaziyette ecelini beklemektedir. Nurların neşriyatından memnun ve müteşekkirdir. Millet ve devletçe İslâmiyet ve saâdet yolunda atılan her adımı takdir ve tasvîble karşılamakta, Hak yolunda yürüyen, İslâmî şeâiri ihyâ edenlere duâ etmektedir. Aynı zamanda, Âlem-i İslâmın maddeten ve ma'nen selâmet ve saâdetini dilemekte ve bu yolda girişilen dâhil ve hàriçteki gayretlerden hadsiz derecede sevinç ve memnuniyet duymaktadır.
Risale-i Nuru Kur'ân-ı Hakîm’in bu zamana mahsûs bir mu'cizesi bilmekte, bu vatanı komünizm tehlikesinden Risale-i Nur’daki hakikat-i Kur'âniye muhâfaza ettiğini beyân etmekte ve Âlem-i İslâmla hakîki kardeşliğe ve uhuvvete ve ittifaka medâr olacağını, dünyevî ve uhrevî saâdetimizin bu hakikate yapışmamızda bulunduğunu duyurmaktadır.
Risale-i Nur’un Anadolu’dan başka diğer müslüman memleketlerde yayılmasının elzem olduğu kanâatindedir. Siyâsî gayret ve fa'âliyetlerden evvel, Risale-i Nur’un neşrolmasının daha menfaatdâr olacağını ihbar etmektedir. ∗∗∗
