İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 527 / 683
527

Dîvân-ı Harb-i Örfî’de, mahkemedeki paşaların: “Sen de mürtecisin, şerîat istemişsin!” diye suâllerine karşı, i'dâma beş para kıymet vermeyip cevaben: “Eğer meşrûtiyet, bir fırkanın istibdâdından ibaret ise, bütün cin ve ins şâhid olsun ki ben mürteciyim! Ve şerîatın bir tek mes'elesine rûhumu fedâ etmeye hazırım.” diyen ve o büyük zâbitleri hayretle takdire sevkedip, i'dâmını beklerken berâetine karar verdikleri ve tahliye olup dönerken, onlara teşekkür etmeyerek: “Zâlimler için yaşasın Cehennem!” diye yolda bağıran ve Ankara’da, dîvân-ı riyâsette, Mustafa Kemâl hiddetle ona dedi: “Biz, seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikirler beyân edesin; sen geldin, namaza dair şeyler yazdın, içimize ihtilâf verdin.” Ona karşı: “Îmândan sonra en yüksek namazdır. Namaz kılmayan hâindir! Hâinin hükmü merduttur.” diye kırk elli meb'ûsun huzurunda söyleyen ve o dehşetli kumandan ona bir nev'i tarziye verip hiddetini geri aldıran ve altı vilâyet zâbıtasınca ve hükûmetçe, âsâyişin ihlâline dair bir tek maddesi kaydedilmeyen ve yüz binlerle Nur Şâkirdlerinin hiçbir vukûâtı görünmeyen; yalnız, bir küçük talebenin haklı bir müdafaada, küçük bir vukûâtından başka hiçbir şâkirdinden bir cinayet işitilmeyen ve hangi hapse girmiş ise o mahpusları ıslah eden ve yüz binler Risale-i Nurdan, memlekette intişar etmekle beraber, menfaatten başka hiçbir zararı olmadıklarını yirmiüç senelik hayatının ve üç hükûmet ve mahkemelerin berâetler vermelerinin ve nurun kıymetini bilen yüzbin şâkirdlerinin kavlen ve fiilen tasdiklerinin şehâdetiyle isbât eden ve münzevî, mücerred, garîb, ihtiyar, fakir ve kendini kabir kapısında gören ve bütün kuvvet ve kanâatiyle fânî şeyleri bırakıp, eski kusurâtına bir keffâret ve hayat-ı bâkiyesine bir medâr arayan ve dünyanın rütbelerine hiç ehemmiyet vermeyen ve şiddet-i şefkatinden masûmlara, ihtiyarlara zarar gelmemek için kendisine zulüm ve tâzib edenlere bedduâ etmeyen bir adam hakkında; “Bu ihtiyar münzevî âsâyişi bozar, emniyeti ihlâl eder ve maksadı dünya entrikalarıdır. Ve muhâbereleri dünya içindir. Öyle ise suçludur!” diyenler ve onu pek ağır şerâit altında mahkûm edenler, elbette yerden göğe kadar suçludur. Mahkeme-i Kübrâda hesabını verecekler!..

Acaba, bir nutuk ile, isyan eden sekiz taburu itâate getiren ve kırk sene evvel, bir makalesiyle binler adamı kendine tarafdâr yapan ve mezkûr üç dehşetli kumandanlara karşı korkmayan ve dalkavukluk yapmayan ve mahkemelerde: “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse zındıkaya ve dalâlete teslîm-i silâh edip, vatan ve millet ve İslâmiyete hıyânet etmem. Hakikat-i Kur'âna fedâ olan bu başımı zâlimlere eğmem!” diyen ve Emirdağı’nda, beş-on âhiret kardeşi ve üç-dört hizmetçilerden başka kimse ile alâkadar olmayan bir adam hakkında ittihamnâmede: “Bu Said, Emirdağı’nda gizli çalışmış, âsâyişe zarar vermek

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.