Ben, sizin bana vereceğiniz en ağır cezanıza da beş para vermem ve hiç ehemmiyeti yok. Çünkü; ben, kabir kapısında, yetmişbeş yaşındayım. Böyle mazlum ve masûm bir-iki sene hayatı, şehâdet mertebesiyle değiştirmek, benim için büyük saâdettir. Risale-i Nurun binler hüccetleriyle kat'î îmânım var ki; ölüm bizim için bir terhis tezkeresidir. Eğer zâhirî i'dâm da olsa, bizim için bir saat zahmet, ebedî bir saâdetin ve rahmetin anahtarı olur. Fakat, siz ey gizli düşmanlar ve zındıka hesabına adliyeyi şaşırtan ve hükûmeti bizimle sebebsiz meşgul eden insafsızlar! Kat'î biliniz ve titreyiniz ki; siz i'dâm-ı ebedî ile ebedî mahkûm oluyorsunuz. İntikamımız sizden pekçok muzâaf bir sûrette alınıyor görüyoruz. Hattâ size acıyoruz. Evet, bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikatinin elbette hayattan ziyâde bir istediği var. Ve onun i'dâmından kurtulmak çaresi, insanların her mes'elesinin fevkınde en büyük ve en ehemmiyetli ve en lüzumlu bir ihtiyac-ı zarûrîsi ve kat'îsidir. Acaba, bu çareyi kendine bulan Risale-i Nur şâkirdlerini ve o çareyi binler hüccetler ile bulduran Risale-i Nuru âdi bahâneler ile ittiham edenler ne kadar kendileri hakikat ve adâlet nazarında müttehem oluyor, divâneler de anlar...
Bundan otuz sene evvel, Cenâb-ı Hakk’ın inâyetiyle dünyanın muvakkat şân ü şerefinin ve enâniyetli hodfürûşluğunun, şöhret-perestliğinin ne kadar fâidesiz ve mânâsız olduğunu hadsiz şükür olsun ki Kur'ânın feyziyle anlamış bir adamın o zamandan beri, bütün kuvvetiyle nefs-i emmâresiyle mücâdele edip, mahviyet etmek, benliğini bırakmak, tasannu' ve riyâkârlık yapmamak için, elden geldiği kadar çalıştığına, ona hizmet eden veya arkadaşlık edenler, kat'î bildikleri ve şehâdet ettikleri hâlde ve yirmi seneden beri herkes kendi hakkında hoşlandığı ziyâde hüsn-ü zan ve teveccüh-ü nâs ve şahsını medh ü senâdan ve kendini manevî makam sâhibi olduğunu bilmekten herkese muhâlif olarak bütün kuvvetiyle kaçtığı ve hem hàs şâkirdlerinin onun hakkındaki hüsn-ü zanlarını reddedip, o hàlis kardeşlerinin hatırını kırması ve yazdığı cevabî mektûblarında onun hakkındaki medihlerini ve ziyâde hüsn-ü zanlarını kabûl etmemesi ve kendini faziletten mahrum gösterip bütün fazileti Kur'ânın tefsiri olan Risale-i Nura ve dolayısıyla Nur şâkirdlerinin şahs-ı manevîsine verip kendini âdi bir hizmetkâr bilmesi kat'î isbât ediyor ki, şahsını beğendirmeğe çalışmadığı ve istemediği ve reddettiği hâlde, onun rızâsı olmadan bazı dostları uzak bir yerden onun hakkında ziyâde hüsn-ü zan edip medhetmeleri, bir makam vermeleriyle acaba hangi kanun ile medâr-ı mes'ûliyet olur ki, o bîçâre hasta ve çok ihtiyar ve garîbin münzevî odasına büyük bir cinayet işlemiş gibi kilidini kırıp taharrî memurlarını sokmak, hem evrâdından ve levhalarından başka bir bahâne bulamamak; acaba dünyada hiçbir kanun, hiçbir siyaset bu taarruza müsâade eder mi!...
