kararına uyulmasını istiyorlar. Afyon Mahkemesi, temyizin kararına uyulup uyulmayacağını uzun uzadıya düşünüyor. Nihâyet uyulmasına karar veriyor. Sonra da, noksanların ikmali için çalışmağa başlıyor. Fakat, bu çalışma bir türlü tamamlanmıyor ve mahkeme mütemâdiyen ta'lik ediliyor. Bediüzzaman ve talebeleri, hüküm kat'iyyet kesbetmeden verilen ceza müddetini hapishânede geçirdikten sonra tahliye edilmişlerdir. Yukarıda anlatıldığı vechile, mahkeme, üç seneden beri uzatılmaktadır (Hâşiye) [^2] .
[^2]: (Hâşiye) Bu Afyon Mahkemesi sonra iki defa berâet vermiş ve nihâyet 1956'da bütün Risale-i Nur Külliyatını ve umum mektûbları bilâ-istisna Bediüzzaman'a iâde etmiştir.
Milyarlar defa yazıklar olsun ki; vatana, millete ve gençliğimize ve Âlem-i İslâm’a en mukaddes îmân hizmetini yapan, beşerin bütün manevî ihtiyacını karşılayacak derecede hàrikulâde ve muazzam eserler veren bu dâhî ve misilsiz zât; mahkemelerden mahkemelere sürüklenmede, hapishânelerde çürütülmeye çalışılmaktadır.
Bediüzzaman, yirmi senede olduğu gibi, şu üç-dört senede de o kadar emsâlsiz bir işkenceye ma'rûz kalmıştır ki, tarihte hiçbir ilim adamına bu kadar câniyâne bir sû-i kasd yapılmamıştır. Denizli hapsinde bir ayda çektiği sıkıntıyı, Afyon’da bir günde çekmiştir! Kendisine, bütün bütün kanunsuz muâmeleler yapılmıştır. Hapishânede tam yirmi ay kışın, çok soğuk olan gayr-ı muntazam bir koğuş içinde yalnız bırakılarak, tecrid-i mutlak içinde imha olmasına intizar edilmiştir. Kışın en şiddetli günlerinde, hapishâne pencerelerinin iki milim buz tuttuğu zamanlarda zehir verilmiş; ihtiyar, çok hasta hâliyle, aylarca ızdırâb çektirilmiştir. Mübârek yatağında, bir taraftan bir tarafa dönemeyecek bir hâle geldiği zamanlarda bile, hizmetine, bir talebesi olsun müsâade edilmemiştir. O korkunç şerâit altında, kendi kendine ölüp gitmesi beklenmiştir. Hastalığı o kadar şiddetlenmiştir ki; günlerce bir şey yiyememiş ve gıdâsız kalmış ve çok zaîf bir vaziyete gelmiştir. Böyle olduğu ve çok sıkı bir tarassud ve tazyîkat altında bulundurulduğu hâlde, Risale-i Nur’un te'lifinden geri kalmamış, her hapiste olduğu gibi, burada da gizli olarak eser te'lif etmiştir. Mahpuslar, gizli gizli Risale-i Nur’u elleriyle yazıp çoğaltmışlar ve hapishâneden dışarı da çıkararak neşrini te'min etmişlerdir. Bediüzzaman, hapiste olduğu günler dahi Risale-i Nur’un neşriyatı durmamış, perde altında yüz binlerce nüshaları eski yazı ile neşretmeye –Nur kahramanı Husrev gibi– Nur Talebeleri muvaffak olmuşlardır.
Hapishânede –zehirlenerek– ölüm döşeğinde iken, fırsat bulup ziyaretine varabilen bir talebesine şöyle demiştir: “Belki hayatta kalamayacağım, bütün mevcûdiyetim vatan, millet, gençlik ve Âlem-i İslâm ve beşerin
