İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 465 / 683
465

Bundan bir şey çıkaramadıkları için, zehirlendirmek vâsıtasıyla mahvıma çalıştılar. Fakat, inâyet-i İlâhiye ile Nur şâkirdlerinin duâları, tiryâk gibi, panzehir gibi ve sabır ve tahammülüm tam bir ilâç gibi o plânı akîm bıraktı. O maddî ve manevî zehirin tehlikesini geçirdi. Gerçi hiçbir tarihte hiçbir hükûmette bu tarzda işkenceli zulümler kanun nâmına, hükûmet nâmına yapılmadığı hâlde; damarlarıma dokunduracak tarzda mütemâdiyen tarassudlarla, herkesi ürkütmekle beni hiddete getiriyordu. Fakat birden kalbime ihtar edildi ki, bu zâlimlere hiddet değil, acımalısın! Onların herbirisi, pek az bir zaman sonra, sana muvakkaten verdikleri azâb yerinde bin derece fazla bâkî azâblara ve maddî ve manevî Cehennemlere ma'rûz kalacaklar. Senin intikamın, bin defa ziyâde onlardan alınır. Ve bir kısmı –aklı varsa– dünyada da kaldıkça geberinceye kadar vicdân azâbı ve i'dâm-ı ebedî korkusuyla işkence çekecekler. Ben de onlara karşı hiddeti terkettim, onlara acıdım, “Allah ıslah etsin!” dedim.

Hem, bu azâb ve işkenceler pek büyük sevâb kazandırmakla beraber, Risale-i Nur Şâkirdleri yerine ve onların bedeline benimle meşgul olup yalnız beni tâzib etmeleri, Nurculara büyük bir fâide ve selâmetlerine hizmet olması cihetinde de Cenâb-ı Hakk’a şükrediyorum. Ve müdhiş sıkıntılarım içinde bir sevinç hissediyorum.

Dördüncüsü: Senin mektûbunda, benim istirahatimi ve eğer iktidarım olsa benim Şam ve Hicaz tarafına gitmeme dair sizin hükûmet-i hâzıraya müracaat maddesi ise...

Evvelâ: Biz, îmânı kurtarmak ve Kur'ân’a hizmet için Mekke’de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü, en ziyâde burada ihtiyaç var. Binler rûhum olsa, binler hastalıklara mübtelâ olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin îmânına ve saâdetine hizmet için burada kalmağa –Kur'ân’dan aldığım dersle– karar verdim ve vermişiz.

Sâniyen: Bana karşı hürmet yerine hakaret görmek noktasını, mektûbunuzda, “Mısır’da, Amerika’da olsa idiniz; tarihlerde hürmetle yâdedilecektiniz!” diye yazıyorsunuz.

Azîz, dikkatli kardeşim; biz, insanların hürmet ve ihtiramından ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden, mesleğimiz itibariyle cidden kaçıyoruz. Hususan, acîb bir riyâkârlık olan şöhret-perestlik ve câzibedâr bir hodfürûşluk olan tarihlere şa'şaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise, Nur’un bir esâsı ve mesleği olan ihlâsa zıddır ve münâfîdir. Onu arzulamak değil, bil'akis şahsımız itibariyle ondan ürküyoruz. Yalnız Kur'ânın feyzinden gelen ve i'câz-ı manevîsinin lemeâtı olan ve hakikatlerinin tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risale-i Nur’un revâcını ve herkesin O’na ihtiyacını hissetmesini ve pek yüksek kıymetini herkes

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.