İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 458 / 683
458

hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevîlikle itham etmekle birbiri aleyhinde istimâl ederek, dehşetli bir darbeyi İslâmiyete vurmağa çalışanlar meydânda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektûbunda yazıyorsun. Hattâ sen de biliyorsun, benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimâl edilen en te'sirli vâsıtayı hocalardan bulmuşlar. Şimdi, Haremeyn-i Şerîfeyne hükmeden Vehhâbîler ve meşhûr, dehşetli dâhîlerden, İbn-i Teymiye ve İbnü'l-Kayyim El-Cevzî’nin pek acîb ve câzibedâr eserleri, İstanbul’da, çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyâlar aleyhinde ve bir derece bid'alara müsâadekâr meşreblerini kendilerine perde yapmak isteyen bid'alara bulaşmış bir kısım hocalar; sizin, muhabbet-i Âl-i Beyt’ten gelen ve şimdi izhârı lâzım olmayan ictihâdınızı vesile ederek; hem sana, hem Nur Şâkirdlerine darbe vurabilirler. Mâdem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer'î yok; fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer'î var. Zemm ve tekfir eğer haksız olsa, büyük zararı var. Eğer haklı ise, hiç hayır ve sevâb yok. Çünkü, tekfire ve zemme müstehak hadsizdirler. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer'î yok, hiç zararı da yok.

İşte bu hakikat içindir ki; ehl-i hakikat, başta Eimme-i Erbaa ve Ehl-i Beyt’in, Eimme-i İsnâ-Aşer olarak Ehl-i Sünnetin mezkûr hakikate müstenid olan kanun-u kudsiyeyi kendilerine rehber edip, İslâmlar içinde o eski zaman fitnelerinden medâr-ı bahs ve münâkaşa etmeyi câiz görmemişler; menfaatsiz, zararı var demişler.

Hem o harblerde, çok ehemmiyetli sahâbeler nasılsa iki tarafta da bulunmuşlar. O fitneleri bahsetmekte, o hakîki Sahâbelere Talha (R.A.), Zübeyr (R.A.) gibi Aşere-i Mübeşşere’ye dahi tarafgirâne bir inkâr, bir i'tirâz kalbe gelir. Hatâ varsa da, tevbe ihtimali kuvvetlidir. O eski zamana gidip; lüzumsuz, zararlı, şerîat emretmeden o ahvâlleri tedkik etmekten ise; şimdi bu zamanda bilfiil İslâmiyete dehşetli darbeleri vuran ve binler lânete, nefrete müstehak olanlara ehemmiyet vermemek gibi bir hâlet, mü'min ve müdakkik bir zâtın vazife-i kudsiyesine muvâfık gelemez. Hattâ, Sabri ile küçücük münâkaşanız; hem Risale-i Nur’a, hakàik-ı îmâniyenin intişarına ehemmiyetli bir zarar verdiğini senden saklamam; aynı vakitte burada hissettim, müteessir ve müteellim oldum.

Sonra, senin gibi ehl-i tahkîk bir âlimin, Risale-i Nur’a, oraca ehemmiyetli bir hizmete vesile olacak Sabri’nin oraya gelmesi, ikinizden büyük bir Hizmet-i Nuriye beklerken, bil'akis üç cihetle Nur’a zarar geldiğini hissettim ve gördüm. Acaba neden bu zarar olmuş diye düşünürken, iki-üç gün sonra haber aldım ki, Sabri, mânâsız ve lüzumsuz seninle münâkaşa etmiş; sen de hiddete gelmişsin. Eyvâh! dedim.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.