Emirdağı ve civar köylerde de pek çok âhiret hemşireleri, talebeleri ve kardeşleri vardı. Bilhassa masûm çocuklarla alâkadarlığı pek ziyâdedir.
Üstad’ın iffet ve istikametteki hududsuzluğu, bilmüşâhede sâbittir ve inkârı gayr-ı kàbildir. Hayatı boyunca, hanımlarla konuşmaktan, nazarıyla dahi meşgul olmaktan şiddetle ictinâb etmiştir. Bir mektûbundan anlaşıldığı gibi; gençliğinde dahi iffet ve istikametin zirve-i müntehâsında olduğu, onu yakından tanıyan ve hayatına âşinâ olanların müşâhedeleriyle sâbittir.
Bütün ahâli, Üstad’ın nümûne-i imtisal iffet ve istikametini görerek, kendisine uhrevî ve manevî alâkadarlık gösterirlerdi. Üstad, âhiret hemşireliğine kabûl ettiği hanımlara ve manevî evlâd ve talebeleri addettiği masûm çocuklara çok duâ ederdi. Kadınların şefkat kahramanı olduğunu; bu zamanda, İslâm terbiyesi dâiresinde hareket etmenin elzem olduğunu; yetişen masûm evlâdlarının uhrevî hayatlarından mes'ûl ve eğer dindar yetiştirebilirlerse hissedar bulunduklarını, kendisinin çok hasta ve perîşan olup duâ etmelerini istediğini, ihtiyar hanımlara duâ ettiğini, genç hanımlardan da namazını kılanlara duâ edip âhiret hemşiresi kabûl edeceğini kısaca söylerdi ve zâten fazla konuşmazdı. Mübârek tâife-i nisâ, Said Nursî’nin yüksek bir ehl-i hak ve hakikat olduğunu, kalblerinin safvetiyle hissederlerdi.
Üstad’ın masûm çocuklarla sohbet ve muhâveresi ise çok ibretli ve saâdetlidir. Emirdağı ve civarı köylerinde, yanına gelen masûmlara, büyükler gibi ehemmiyet verip, kalben onlara müteveccih olurdu. “Evlâdlarım! Siz masûmsunuz, daha günahınız yoktur. Ben çok hastayım, bana duâ ediniz, sizin duânız makbûldür. Ben sizi manevî evlâdlarım ve talebelerim olarak duâma dâhil ettim.” derdi. O çocuklar, gözlerinden akan muhabbet nurlarıyla Üstadı selâmlarlar; Üstad, gâfil büyüklerden ziyâde, onlara samîmî ve ciddi selâm ederdi. Ve “Bunlar istikbâlin Nur talebeleridir. Bana olan bu alâka ve teveccühlerinin sebebi ise; masûm rûhları hissediyor ki Risale-i Nur, onların imdâdına gelmiş. Ben de o Nur’un bir tercümânı olmam hasebiyle, gayr-ı ihtiyarî bu fedâkârâne muhabbet ve alâkayı gösteriyorlar.” derdi.
Üstad, yanına gelen gençlere de; dâima Nur derslerini okumalarını, zamanın ahlâksızlık tehlikelerinden sakınmalarının büyük menfaat ve saâdetini onlara telkin ederek, namaz kılmalarının lüzumunu ihtar ederdi. Bu tarzdaki dersinden, belki binlerce gençler intibâha gelmişlerdir.
Yine kırlarda ve yollarda rastladığı memur ve işçilere, herbirisine münâsib ders verir, namaz kılmalarının ehemmiyetini söyler ve o zaman dünyevî meşgalelerinin âhiret hesabına geçeceğini telkin ederdi. Bilhassa bu nev'i dersi, “Din, terakkîye mânidir.” diyenlerin fikirlerinin ancak birer hezeyan olduğunu gösterir. Bil'akis hem o insan için, hem vatan ve
