Şeyh Emin Efendi, mütenevvi' ilimlerden ve en müşkül mes'elelerden onaltı suâl tertib ederek sorar. Molla Said, suâllerin umumuna cevab verdikten sonra, Kureyş Câmii’ne gider, ahâliye va'z ve nasihat etmeye başlar. Bunun üzerine Bitlis ahâlisinin bir kısmı Molla Said’e, bir kısmı da Şeyh Emin Efendi’ye yardım etmek isterler. Bundan dolayı vâli, büyük bir vukûâta meydân vermemek için Bediüzzaman’ı nefyeder. Bu defa da Şirvan’a gider. Zâten infirad eden böyle zâtların muârızları pek çok bulunur. Bilhassa mücâdele-i ilmiyede mağlûb düşenlerden bazı zâhir hocalar, Molla Said’i ahâli nazarında küçük düşürmek için var kuvvetleriyle çalışıyorlardı. Her hususatını tecessüs ettirirlerdi. Bir gün nasılsa, kazâen sabah namazını geçirmiş. Buna vâkıf olan hasımları, “Molla Said, namazı terketmiştir” diyerek ahâli arasında işâada bulundular. Molla Said’den soruldu ki:
— Niçin herkes bunu böyle söylüyor?
Molla Said:
— Evet, esâssız bir şey, âlemin içinde çabuk yayılmaz. Hatâ bendedir. Onun için, iki cezaya uğradım: Birisi Allah’ın itâbı, diğeri nâsın ta'rizi. Bunun esâs sebebi ise, geceleyin âdet edindiğim vird-i şerîfi terkettiğimdir. İşte âlemin rûhu bu hakikate temâs etmişse de, tamamını kavrayamayarak ismini bilemeyip şu vechile hatâyı isimlendirmişler, cevabını verir.
Şirvan’da bulunduğu sırada Siirt civarından birisi gelerek:
— Aman efendim, Siirt’e bir çocuk gelmiş, kendisi ondört-onbeş yaşında, umum ulemâyı ilzam etti. Şunu ilzam etmek için sizi dâvete geldim, der.
Molla Said de şu dâvete icâbet ederek Siirt’e gitmek için hazırlanır. Yola düşerler, iki saat gittikten sonra, o küçük hocanın evsâf ve kıyafetini sorar. O adam:
— Efendim, ismini bilmiyorum; fakat ilk gelişte derviş kıyafetinde olup omuzunda bir posteki vardı. Bilâhare talebe kıyafetine girdi ve umum ulemâyı ilzam etti.
Bunu dinlediğinde, kendisinden bahsettiğini ve bir sene evvelki kendi vukûâtının şimdi civar köylerde şüyû bulduğunu anlayarak geriye döner, dâvete icâbet etmez.
Bilâhare Siirt’e bağlı Tillo Kasabasına gitti. Meşhûr bir türbeye kapandı. Orada hàrika olarak Kamus-u Okyanus’u Bâbü's-Sin’e kadar hıfzetti. Ne fikre binâen kamusu hıfzettiği sorulduğunda:
