İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 33 / 683
33

okutmasını tavsiye edince, izzetine ağır gelir. Bir gün bu meşhûr müderris câmide ders okutmakta iken, Molla Said i'tirâz ederek:

Efendim, öyle değil!. hitâbında bulunur. Okutmasına tenezzül etmediğini hatırlatır. Orada bir müddet kaldıktan sonra, Mir Hasan Velî Medresesi’ne gitti. Aşağı derecede okuyan yeni talebelere ehemmiyet verilmemek bu medresenin âdeti olduğunu anlayınca, sıra ile okunması icâb eden yedi ders kitabını terkederek, sekizinci kitaptan okuduğunu söyledi.

Birkaç gün sonra Vastan Kasabası’na gitti ise de, orada tebdil-i hava için ancak bir ay kadar kaldı; bilâhare Molla Mehmed isminde bir zâtın refâkatinde Erzurum Vilâyeti’ne tâbi Bayezid’e hareket etti. Hakîki tahsiline işte bu tarihte başlar. Bu zamana kadar hep “Sarf” ve “Nahiv” mebâdîleriyle meşgul olmuştu ve “İzhâr”a kadar okumuştu. Bayezid’de Şeyh Mehmed Celâlî Hazretlerinin nezdinde yaptığı bu hakîki ve ciddi tahsili, üç ay kadar devam etmiştir. Fakat pek garîbdir. Zîra Şarkî Anadolu usûl-ü tedrîsiyle, “Molla Câmî”den nihâyete kadar ikmal-i nüsah etti. Buna da her kitaptan bir veya iki ders, nihâyet on ders tederrüs etmekle muvaffak oldu ve mütebâkisini terkeyledi. Hocası Şeyh Mehmed Celâlî Hazretleri ne için böyle yaptığını suâl edince Molla Said cevaben:

Bu kadar kitabı okuyup anlamaya muktedir değilim. Ancak, bu kitaplar bir mücevherât kutusudur, anahtarı sizdedir. Yalnız sizden şu kutuların içinde ne bulunduğunu göstermenizin istirhamındayım, yani bu kitapların neden bahsettiklerini anlayayım da, bilâhare tab'ıma muvâfık olanlara çalışırım, demiştir.

Maksadı ise, esâsen kendisinde fıtraten mevcûd bulunan icâd ve teceddüd fikrini medrese usûllerinde göstermek ve bir teceddüd vücûda getirmek (Hâşiye) [^4] ve bir sürü hâşiye ve şerhlerle vakit zâyi' etmemekti.

[^4]: (Hâşiye) Yirmiüç senede te'lifi tamamlanan ve yüzotuz kitaptan müteşekkil "Risale-i Nur" adlı eserleriyle, İlm-i Kelâm sahasında bir teceddüd yaptığı görülmüştür. Evet, kendisi, onbeş sene tahsili lâzım gelen ilmi üç ayda elde etmesi, gaybî bir işârettir ki: "Bir zaman gelecek, onbeş sene değil, bir sene bile ilm-i îmân dersini alacak medreseler ele geçmeyecek. İşte o zamanda müştâklara onbeş senelik dersi onbeş haftada ellere verebilecek Kur'ânî bir tefsir çıkacak ve Said onun hizmetinde bulunacak." Evet tam zuhûr etti ve aynen görüldü. Risale-i Nur, otuz senelik müdhiş bir zamanda gizli dinsiz ve ifsad komitelerinin hücumlarına rağmen îmân hakikatleri derslerini yüzbinler nüshalarıyla her tarafta neşrettiler ve binler kalemlerin gayretleriyle matbaalara ihtiyaç bırakmadan Kur'ânın bu yeni dersleri yayıldı; milyonlarca insanın îmânlarının takviyesine vesile oldu. Anadolu'daki Risale-i Nurun fa'âliyeti, îmân hizmeti ve ma'kul yüksek dersleri, herkesin nazar-ı dikkatini celbetti; mahkemeler ve tedkikler yoluyla Cenâb-ı Hak, Nurları, ehl-i siyaset ve hükûmete de okutturdu; ve mektebliler arasında yayıldı, genç İslâm ve îmân fedâkârları çoğaldı ve bunun büyük bir neticesi olarak, küfr-ü mutlakın ve dalâletin hücumu önlendi, geri çekildi. Yer yer bütün vatanda din lehinde cereyanlar başladı. İzn-i İlâhî ile Âlem-i İslâm ve insaniyete doğmaya başlayan İslâmî saâdetin fecr-i sâdıkını gösterdi. Elhamdülillâhi Rabbi'l-Âlemîn...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.