Bediüzzaman Said Nursî, (Rûmî 1293) tarihinde Bitlis Vilâyeti’ne bağlı Hizan Kazası’nın İsparit Nahiyesi’nin Nurs Köyü’nde doğmuştur. Babasının adı Mirza, anasının adı Nuriye’dir. Dokuz yaşına kadar peder ve vâlidesinin yanında kaldı. O esnâda bir hâlet-i rûhiye, tahsilde bulunan büyük biraderi Molla Abdullâh’ın, ilimden ne derece feyizyâb olduğunu tedkike sevketti. Molla Abdullâh’ın gittikçe tekâmül ederek köydeki okumamış arkadaşlarından okumakla tezâhür eden meziyetini düşünüp hayran kaldı. Bunun üzerine ciddi bir şevk ile tahsili gözüne aldı ve bu niyetle nahiyeleri İsparit Ocağı dâhilinde bulunan Tağ Köyü’nde Molla Mehmed Emin Efendi’nin medresesine gitti. Fakat fazla duramadı. Hâlet-i fıtriyeleri icâbı, dâima izzetini (Hâşiye) [^1] koruması ve hattâ âmirâne söylenen küçük bir söze dahi tahammül edememesi; medreseden ayrılmasına sebeb oldu. Tekrar Nurs’a döndü. Nurs’ta ayrıca bir medrese olmadığından dersini büyük biraderinin haftada bir defa sılaya geldiği günlere hasrederdi. Bir müddet sonra Pirmis Karyesi’ne, sonra Hizan Şeyhinin yaylasına gitti. Burada da tahakküme tahammülsüzlüğü, dört talebe ile geçinmemesine sebeb oldu. Bu dört talebe birleşip, kendisini dâima tâciz ettiklerinden bir gün Şeyh Seyyid Nur Muhammed Hazretlerinin huzuruna çıkıp, izhâr-ı acz ile arkadaşlarını şikâyet etmeyerek şöyle dedi:
[^1]: (Hâşiye) Molla Said'de küçük yaşta görülen bu izzet, nefse muhabbetten gelmiyordu. Kader-i İlâhî, istikbâlde İ'lâ-yı Kelimetullâh vazifesini inâyetiyle vereceği bir abdine, o vazifeyi bihakkın îfâsı için lâzım olacak hasletlerden biri olan izzet-i ilmiyeyi vermişti. Molla Said, henüz o zaman bunun mâhiyet ve hikmetini belki bilemiyordu fakat zaman gösterdi ki şimdi muhteşem bir ağaç mâhiyetini alan Risale-i Nurun muazzam ve geniş hizmetinin levâzımatından olan izzet-i ilmiyeyi Cenâb-ı Hak Molla Said'in rûhunda, tâ o zaman küçük bir çekirdek olarak dercetmişti.
— Şeyh Efendi, bunlara söyleyiniz, benimle döğüştükleri vakit, dördü birden olmasınlar, ikişer ikişer gelsinler.
Seyyid Nur Muhammed, küçük Said’in bu mertliğinden hoşlanarak:
— Sen benim talebemsin, kimse sana ilişemez! buyurdu.
Bu hâdiseden sonra “Şeyh Talebesi” diye yâdedildi. Burada bir müddet kaldıktan sonra, biraderi Molla Abdullâh ile beraber Nurşin Köyü’ne geldiler. Yaz olması dolayısıyla, ahâli ve talebelerle birlikte Şeyhan
