İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 240 / 683
240

Evet, binler lira kıymetinde elmasları çalabilen mâhir bir hırsız, on kuruşluk bir cam parçasına hırsızlık etmekle elmas çalmış gibi aynı cezaya kendini mahkûm etmek; dünyada hiçbir hırsızın, belki hiçbir zîşuûrun kârı değildir. Böyle bir hırsız kurnaz olur. Böyle nihâyet derecede eblehâne hareket etmez.

Ey efendiler! Haydi, vehminiz gibi ben o hırsız gibi oldum. Ben Isparta nahiyelerinden perîşan bir köyde dokuz sene inzivada bulunan ve şimdi benimle beraber gayet hafif bir cezaya mahkûm olan sâfdil beş-on bîçârelerin fikirlerini hükûmet aleyhine çevirmekle, kendini ve gaye-i hayatı olan risalelerini tehlikeye atmaktan ise; eski zamanda olduğu gibi, Ankara’da veya İstanbul’da büyük bir memuriyette oturup, binler adamı takib ettiğim maksada çevirebilirdim. O vakit, böyle zelîlâne mahkûmiyet değil, belki mesleğime ve hizmetime münâsib bir izzetle dünyaya karışabilirdim. Evet, fahr ve temeddüh niyetiyle değil, belki mecburiyet ve mahcûbiyetle, hodfürûşâne eski bir kısım riyâkârlığımı hatırlatmakla; beni ehemmiyetsiz, vücûdundan istifade edilmez, âdi mertebeye sukùt ettirmek isteyenlerin yanlışlarını göstermek için derim:

“İki Mekteb-i Musîbet Şehâdetnâmesi” nâmındaki matbu' eski müdafaâtımı görenlerin tasdikiyle, Otuzbir Mart Hâdisesi’nde bir nutuk ile, isyan etmiş sekiz taburu itâate getiren ve bir zaman gazetelerin yazdıkları gibi, İstiklâl Harbi’nde “Hutuvât-ı Sitte” nâmında bir makale ile, İstanbul’daki efkâr-ı ulemâyı İngiliz aleyhine çevirip, harekât-ı milliye lehinde ehemmiyetli hizmet eden ve Ayasofya’da binler adama nutkunu dinlettiren ve Ankara’daki Meclis-i Meb'ûsân’ın şiddetli alkışlamasıyla karşılanan ve yüz ellibin banknot, yüz altmışüç meb'ûsun imzası ile Medrese ve Dâru'l-Fünûn’a tahsîsatı kabûl ettiren ve Reisicumhur’un hiddetine karşı, dîvân-ı riyâsette (Hâşiye) [^7] kemâl-i metânetle fütûr getirmeyerek mukàbele edip, namaza dâvet eden; ve Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiye’de, hükûmet-i ittihâdiyenin ittifakıyla, hikmet-i İslâmiyeyi Avrupa hükemâsına te'sirli bir sûrette kabûl ettirmek vazifesine lâyık görünen ve cebhe-i harbde yazdığı ve şimdi müsâdere edilen “İşârâtü'l-İ'câz” o zamanın başkumandanı olan Enver Paşa’ya o derece kıymetdâr görünmüş ki kimseye yapmadığı bir hürmetle, istikbâline koştuğu o yâdigâr-ı harbin hayrına, şerefine hissedar olmak fikriyle, İşârâtü'l-İ'câz’ın tab’ı için kağıdını

[^7]: (Hâşiye) Eski Said söz istiyor, diyor ki: "Onüç senedir beni konuşturmadınız. Şimdi, mâdem beni nazara alıp, sizi ittiham altına alıyorlar ve sizden korkuyorlar; elbette benim onlarla konuşmam lâzım geliyor. Gerçi benlik, enâniyet çirkindir; fakat mağrûr ve muannid enâniyetlilere karşı, haklı bir sûrette ve sırf kendisini müdafaa ve muhâfaza etmek için benlik göstermek lâzım geliyor. Onun için, Yeni Said gibi mahviyetle, mülâyimâne konuşamayacağım." Ben de ona söz verdim. Fakat enâniyetlerine, temeddühlerine iştirâk etmiyorum.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.