İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 237 / 683
237

İrsiyet hakkındaki kanun-u medenînin, Kur'ânın bu iki âyetine muhâlif maddelerini vaktiyle muvâzene etmişim. Onların muannid feylesoflarını da ilzam edecek deliller göstermişim. Hükûmet-i cumhûriyenin ilcaât-ı zamanına göre kabûl ettiği bir kısım kanun-u medenînin bir kısım maddelerini kabûlden evvel, bu mes'eleleri, medeniyete ve feylesoflara karşı yazmışım ve müdafaa etmişim. Kurûn-u ûlâ ve vustâdaki zâyi' olan kadınlık hukukunu, Kur'ân-ı Hakîm gayet ehemmiyetle muhâfaza ettiğini beyân etmişim. Şimdi, bu iki mes'eledeki beyânâtım, hükûmet-i cumhûriyenin kanununa muhâliftir diye, yüz altmışüçüncü madde ile muâheze edildim. Ben de adliyenin en yüksek mahkemesine derim ki:

Bin üçyüz elli senede ve her asırda, üçyüz elli milyon insanların hayat-ı ictimâiyesinde en kudsî ve hakîki ve hakikatli bir düstur-u İlâhînin üçyüz elli bin tefsirlerin tasdikine ve aynen hükümlerine istinâden ve bütün ecdâdımızın rûhlarına hürmeten, i'câz-ı Kur'ânı Avrupa mülhidlerine karşı göstermek için, iki nass-ı âyeti, onbeş sene evvel ve on sene evvel ve dokuz sene evvel üç kitabımda zikretmekliğim, beni şimdiki şerâit dâhilinde ve ahvâl-i sıhhiyem noktasında yaşayamayacağım bir mahpusiyete mahkûm edip ve dolayısıyla, bir cihette âdeta i'dâmıma hükmeden ve yüz onbeş risalemi bunun gibi bir-iki mes'ele yüzünden mahkûm eden haksız bir kararı; elbette rû-yi zeminde adâlet varsa, bu kararı red ve bu hükmü nakzedecektir.

En ziyâde bizi gayet hayretle, nihâyet bir me'yûsiyete düşüren şudur ki: Isparta’da habbeyi kubbe yapıp, hiçbir hakikate istinâd etmeyen evhâm ve ihbarâta binâen hakkımda verdikleri karara karşı, mezhebimizde yalana hiçbir cihetle cevâz verilmediğinden, aleyhimde de olsa, hak ve doğru söylemek mecburiyetiyle, yüz yirmi sahife kuvvetli ve mantıkî delillerle kendimi müdafaa ettiğim ve bu kanunla hiçbir cihetle temâsım olmadığını isbât ettiğim hâlde; bu müdafaâtımı ve isbâtımı hiç nazara almayarak, te'lif tarihiyle istinsah tarihlerini, hattâ bir şahsa irsâl eylediğim tarihleri dahi birbirine mağlata ile karıştırıp ve yirmi senelik işi, bir sene zarfında olmuş gibi görerek nakarât gibi; Isparta’daki evhâmlı kararı, hem sorgu hâkimlerinin kararnâmesinde, hem makam-ı iddianın iddianâmesinde, hem bizi mahkûm eden mahkemenin son kararında aynen, haklı müdafaâtımız nazara alınmadan tekrar edilmiş ve bizi mahkûm etmişlerdir. Ehl-i hak ve hakikati titreten bu haksızlığın bir ân evvel ref'i ve Risale-i Nurun masûmiyetinin ilânını, şiddetle adliyenin en yüksek makamı olan mahkemeden beklerim. Eğer pek haklı ve kuvvetli bu feryâdımı –farz-ı muhâl olarak– adliyenin yüksek makamı işitip dinlemezse, şiddet-i me'yûsiyetimden diyeceğim:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.