İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 225 / 683
225

mâdeninden istifade edecek ve bîtarafâne prensibini, değil dinsizlik tarafına, belki dindarlık tarafına temâyül ettirecektir.

İkinci Madde: Risale-i Nurun eczâlarında mevâdd-ı kanuniyeye muârız mes'eleler bulunması ortaya konulabilir. Bu cihet mahkemeye aittir. Fakat Risale-i Nur, kendi başıyla yüz manevî keşfiyâtı hâvî bir eserdir. Bu keşfiyâtın bir tekini bile, keşşâfın hakk-ı keşfini sıyânet etmekle, ziya'a uğratmamak lâzım gelir. Keşfiyâtın ehemmiyeti, ehl-i hakikat ve ehl-i ilim ve edîbler ortasında gayet büyüktür ve ehemmiyeti var. Bir kimse, diğerinin keşfiyâtını temellük edemez. Eğer etse onun aleyhine ikame-i da'vâ etmek, bütün memleketlerde cârî olan bir kanundur. İleride hükûmetin müsâadesini istihsâl sûretiyle neşretmek istediğim ve yirmi-otuz seneden beri keşif ve te'lifine çalıştığım ve elli seneden beri devam eden tedkîkàt ve mücâhedât-ı fikriye ve muhtelif menba'lardaki taharriyât ve mesâîmin neticesi ve semeresi olarak yazdığım ve manevî yüz keşfiyâtı gösteren ve binlerce hakikati hâvî yüzden ziyâde risaleden ibaret olan Risale-i Nurun te'lifinden sonra neşredilen –bazı kanunlara uygun gelmeyen– onbeş noktasını ortaya atarak müttehem bir vaziyete koymak, bu hakikatlerin ve benim onlara taalluk eden hukuklarımın zıya’ını mûcib olmakla beraber, diğerin intikal ve sirkatine ve temellük ve kendine maletmesine zemin ihzar ettiğinden; bu bâbda, evvelemirde ve herşeyden ziyâde hakikat nâmına ve hukuk hesabına hakkımın muhâfazası, âdil mahkemenizin nazara alacağı ilk cihettir. Ve bir cürüm âleti olmak tevehhümüyle müsâdere edilen risalelerimin tazammun ettiği hakàik, ehl-i fen ve felsefeye ve akademi muhakkìklerine karşı isbâtıma medâr olmak üzere elimde bulunması lâzım geleceğinden; bu keşfiyât ve münâzarât-ı ilmiye üzerinde hazırlığımı tesbit etmek için tarafıma iâdesini isterim. Beni mahkûm etseniz de, onlar mahkûm olamaz ve hapiste dahi benim arkadaşım olmalıdırlar.

Mahkemelerin ihkàk-ı hak cihetindeki haysiyetine, şerefine mühim bir nâkìsa, belki zıd olan garazkârların telkinâtına tebaiyete, elbette mahkeme-i adâlet tenezzül etmeyecek ve garazkârların entrikalarını akîm bırakacaktır. Ve adâletten ve ihkàk-ı haktan daha büyük bir makam vazife cihetinde tanımayan mahkemenin, her türlü te'sirâttan âzâde olarak vazifesini yapacağı esâs adâletin muktezâsı olduğuna istinâden; şahsım nâmına değil, belki çok hakikatlerin ve bir çok masûm hukukların kendine bağlı olduğu bir hakikat-i àliye nâmına, hakkındaki asılsız evhâmlarını bir ân evvel Risale-i Nurun hürriyetini ilân etmekle ref' etmektir.

Üçüncü Madde: Bize isnâd edilen mevhûm suç ise; umumî bir tâbir ile ve kuyûd-u ihtiraziye nazara alınmayarak, ceza kanununun yüz altmış üçüncü maddesi, yalnız zâhirine ve umumiyetine temâs ettirip,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.