— Hayır efendim! Bediüzzaman hapishânede, hattâ tecridtedir, bakınız! diye cevab verir.
Bakarlar ki, Üstad yerindedir. Bu hàrika vâkıa adliyede şâyi olur. Hâkimler: “Bu hâle akıl erdiremiyoruz” diye birbirlerine naklederler. (Hâşiye) [^2]
[^2]:(Hâşiye) Aynen bunun gibi bir vâkıa da, Bediüzzaman Denizli hapsinde iken olmuştur. Üstadı, halk, iki-üç defa muhtelif câmilerde sabah namazında görür. Savcı işitir. Hapishâne müdürüne pür-hiddet: - Bediüzzaman'ı sabah namazında dışarıya, câmiye çıkarmışsınız, der. Tahkîkat yapar ki, Üstad hapishâneden dışarıya kat'iyyen çıkarılmamış. Eskişehir Hapishânesi'nde iken de; bir Cuma günü, hapishâne müdürü, kâtib ile otururken bir ses duyuyor: - Müdür bey! Müdür bey! Müdür bakıyor. Bediüzzaman yüksek bir sesle: - Benim mutlaka bugün Ak Câmii'de bulunmam lâzım! Müdür: - Peki Efendi Hazretleri! diye cevab veriyor. Kendi kendine: "Herhalde, Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilemiyor" diye söylenir ve odasına çekilir. Öğle vakti; Bediüzzaman'ın gönlünü alayım, Ak Câmii'ye gidemeyeceğini izâh edeyim düşüncesiyle Üstad'ın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar, "İçeride idi, hem kapı kilitli!" cevabını alır. Derhâl câmiye koşar. Bediüzzaman'ın ileride, birinci safta, sağ tarafta namaz kıldığını görür. Namazın sonlarında Bediüzzaman'ı yerinde göremeyip, hemen hapishâneye döner; Hazret-i Üstad'ın "Allâhuekber!" diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür. (Bu hâdiseyi bizzat o zamanki hapishâne müdürü anlatmıştır.)
∗∗∗
