muvaffak olmuşlardır. Bu acı taarruzlar gelip geçici olmakla beraber, sırf bir korku ve evhâm yaymak kasdıyla yapılan vesileler ve desîseli manevralardır. Ahmak din düşmanları, güyâ Nur talebelerini korkutmak sevdâsıyla resmî kimseleri aldatıp tahrîk ve âlet etmeye çalışıyorlar. Acaba o gâfiller bilmiyorlar mı ki bizler Nur’un talebeleriyiz... Dinsizlerin, masonların, komünistlerin mâhiyeti gayet derecede zaîftir. Zâhiren kuvvetli gibi görünmeleri, serseri bir çocuğun bir hâneyi bir kibritle mahvetmesi gibi, tahribâtla iş görmelerindendir. Evet, onlar son derece zaîftirler; çünkü, bir serçe kuşu kadar iktidarı olmayan kendi varlıklarına güvenirler. Hem son derece zillet, meskenet ve aşağılık içindedirler; çünkü, insanlara kul-köle olup onlara mürâîlik, riyâkârlık ve dalkavukluk ediyorlar. Ehl-i îmân ise, hususan tahkîki îmân ile îmânı inkişaf edenler kavîdirler, muazzezdirler. Onların herbiri bir abd-i azîz ve bir abd-i küllîdirler; çünkü onlar, bir Kadîr-i Zülcelâl’e ve bir Hakîm-i Zülkemâl’e ve bir Hàlık-ı Kâinât’a ve bir رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ a ve bir وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ e ibâdet ederler, kulluk ederler... O’na intisab ederler, hem istinâd ederler.
Bu gizli din düşmanları ve münâfıklar çoktandır anladılar ki, Nur talebelerinin kefenleri boyunlarındadır. Onları, Risale-i Nurdan ve Üstadlarından ayırmak kàbil değildir. Bunun için şeytânî plânlarını, desîselerini değiştirdiler. Bir zaîf damarlarından veya sâfiyetlerinden istifade ederiz fikriyle aldatmak yolunu tuttular. O münâfıklar veya o münâfıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar dost sûretine girerek, bazen de talebe şekline girerek derler ve dedirtirler ki: “Bu da İslâmiyete hizmettir; bu da onlarla mücâdeledir. Şu ma'lûmâtı elde edersen, Risale-i Nura daha iyi hizmet edersin. Bu da büyük eserdir.” gibi bir takım kandırışlarla sırf o Nur talebesinin Nurlarla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere nazarını çevirip, nihâyet Risale-i Nura çalışmaya vakit bırakmamak gibi tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar. Veyâhut da maaş, servet, mevki, şöhret gibi şeylerle aldatmaya veya korkutmakla hizmetten vazgeçirmeye gayret ediyorlar. Risale-i Nur, dikkatle okuyan kimseye öyle bir fikrî, rûhî, kalbî intibâh ve uyanıklık veriyor ki; bütün böyle aldatmalar, bizi Risale-i Nura şiddetle sevk ve teşvik ve o dessâs münâfıkların maksadlarının tam aksine olarak bir te'sir ve bir netice hâsıl ediyor. Fesübhânallâh!.. Hattâ öyle Nur talebeleri meydâna gelmektedir ki, asıl hàlis niyet ve kudsî gayeden sonra –bir sebeb olarak da– münâfıkların mezkûr plânlarının inâdına, rağmına dünyayı terk edip kendini Risale-i Nura vakfediyor ve Üstadımızın dediği gibi diyorlar: “Zaman, İslâmiyet fedâisi olmak zamanıdır.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى
