Ey mazlum ihvân-ı vatan! Gidelim dâhil olalım!
Birinci kapısı, şerîat dâiresinde ittihâd-ı kulûb;
İkincisi, muhabbet-i milliye,
Üçüncüsü, maârif,
Dördüncüsü, sa'y-i insanî,
Beşincisi, terk-i sefâhettir. Ötekilerini sizin zihninize havâle ediyorum...
……………………………………..
Sakın, ey ihvân-ı vatan! Sefâhetlerle ve dinde lâübâlîliklerle tekrar öldürmeyiniz. Ve bütün efkâr-ı fâsideye ve ahlâk-ı rezîleye ve desâis-i şeytaniyeye ve tabasbusata karşı; Şerîat-ı Garrâ üzerine müesses olan kanun-u esâsî Azrâil hükmüne geçti, onları susturdu.
Sakın ey ihvân-ı vatan! İsrâfât ve hilâf-ı şerîat ve lezâiz-i nâmeşrûa ile tekrar ihyâ etmeyiniz. Demek şimdiye kadar mezarda idik, çürüyorduk. Şimdi bu ittihâd-ı millet ve meşrûtiyet ile rahm-ı mâdere geçtik, neşv ü nemâ bulacağız.
Yüz bu kadar sene geri kaldığımız mesâfe-i terakkîden, İnşâallâh Mu'cize-i Peygamberî ile, şimendifer-i kanun-u Şer'iye-i esâsiyeye amelen ve burâk-ı meşveret-i Şer'iyeye fikren bineceğiz. Bu vahşet-engîz sahrâ-yı kebîri kısa zamanda tayyetmekle beraber, milel-i mütemeddine ile omuz omuza müsâbaka edeceğiz.
Zîra onlar kâh öküz arabasına binmişler, yola gitmişler.. biz birden bire şimendifer ve balon gibi mebâdîye bineceğiz, geçeceğiz. Belki câmi'-i ahlâk-ı hasene olan Hakikat-i İslâmiyenin ve isti'dâd-ı fıtrînin ve feyz-i îmânın ve şiddet-i açlığın hazma verdiği teshîl yardımı ile fersah fersah geçeceğiz. Nasıl ki vaktiyle geçmiştik.
Talebeliğin bana verdiği vazife ile ve hürriyetin fermân-ı me'zuniyetiyle ihtar ediyorum ki:
Ey ebnâ-yı vatan! Hürriyeti sû-i tefsir etmeyiniz; tâ elimizden kaçmasın ve müteaffin olan eski esâreti başka kapta bize içirmekle bizi boğmasın (Hâşiye) [^13] . Zîra hürriyet, mürâat-ı ahkâm ve âdâb-ı Şerîat ve ahlâk-ı hasene ile tahakkuk ve neşv ü nemâ bulur……
[^13]: (Hâşiye) Evet, daha dehşetli bir istibdâd ile, pek acı ve zehirli bir esâreti bize içirdiler.
Bediüzzaman ∗∗∗
