Mahkeme-i kübrâda, milyarlar ehl-i îmân olan da'vâcılar tarafından Kur'ân hakikatlerine hizmet eden Nur Talebelerini, mahkûm ve perîşan etmek isteyenlerden ve sizlerden sorulsa ki: “Serbestiyet kanunuyla dinsizlerin, komünistlerin neşriyatlarına ve anarşiliği yetiştiren cem'iyetlerine müsâmahakârâne bakıp ilişmediğiniz hâlde, vatanı ve milleti anarşistlikten ve dinsizlik ve ahlâksızlıktan ve vatandaşlarını ölümün i'dâm-ı ebedîsinden kurtarmağa çalışan Risale-i Nur talebelerini, hapisler ve tazyîklerle perîşan etmek istediniz!” diye sizlerden sorulsa ne cevab vereceksiniz? Biz de, sizlerden soruyoruz! Onlara demiştim. O zaman o insaflı, adâletli zâtlar bizi berâet ettirdiler, adliyenin adâletini gösterdiler.
Dördüncüsü: Ben bekliyordum ki: Ya Ankara ya Afyon beni sorguda –pek büyük mes'eleler için, Nurların o mes'elelere hizmeti cihetinde– bir meşveret dâiresine alıp bir suâl-cevab beklerdim. Evet, üçyüz elli milyon Müslümanların eski kardeşliğini ve muhabbetini ve hüsn-ü zannını ve manevî yardımlarını bu memleketteki millete kazandıracak çareleri bulmak ki, en kuvvetli çare ve vesile Risale-i Nur olduğuna delil şudur:
Bu sene Mekke-i Mükerreme’de gayet büyük bir âlim, hem Hind lisânına, hem Arab lisânına Nurun büyük mecmualarını tercüme edip Hindistan’a ve Arabistan’a göndererek “En kuvvetli nokta-i istinâdımız olan vahdet ve uhuvvet-i İslâmiyeyi te'mine çalıştığı gibi, Türk milletinin dâima dinde ve îmânda ileri olduğunu Nur Risaleleri gösteriyor.” demişler.
Hem beklerdim ki; “vatanımızda anarşiliğe inkılâb eden komünist tehlikesine karşı Nurların te'sirleri ne derecededir ve bu mübârek vatan bu dehşetli seyelândan nasıl muhâfaza edilecek?” gibi dağ misillû mes'elelerin sorulmasının lüzumu varken, sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan ve hiçbir medâr-ı mes'ûliyet olmayan cüz'î ve şahsî ve garazkârların iftiralarıyla habbe, kubbeler yapılmış mes'eleler için bu ağır şerâit altında hiç ömrümde çekmediğim bir perîşaniyetime sebebiyet verildi. Bize üç mahkemenin sorduğu ve berâet verdiği aynı mes'elelerden ve âdi ve şahsî bir-iki mes'ele için mânâsız suâller edildi.
Beşincisi: Risale-i Nurla mübâreze edilmez, o mağlûb olmaz. Yirmi seneden beri en muannid feylesofları susturuyor. Îmân hakikatlerini güneş gibi gösteriyor. Bu memlekette hükmeden, onun kuvvetinden istifade etmek gerektir.
Altıncısı: Benim ehemmiyetsiz şahsımın kusurlarıyla beni çürütmek ve ihanetlerle nazar-ı âmmeden düşürmek; Risale-i Nura zarar vermez, belki bir cihette kuvvet verir. Çünkü; benim bir fânî dilime bedel Risale-i Nurun yüzbin nüshalarının bâkî dilleri susmaz, konuşur.
