İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 469 / 683
469

Sâniyen: Nurların erkânlarından bir-iki doktor, benim hastalığımın şiddetiyle beraber, o hàlis, sâdık zâtlara hastalık noktasında müracaat etmeyip ve ilâçlarını da yemeyip, çok ağır hastalıklar içinde onlarla meşveret etmeyerek ve şiddet-i ihtiyacım ve elemlerin içinde yanıma geldikleri vakit, hastalığa dair bahis açmadığımdan endişeli bir merak onlara geldiğinden, sırlı bir hakikati izhâra mecbur oldum. Belki size de fâidesi var diye yazıyorum.

Onlara dedim ki: Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim, şeytanın telkiniyle zaîf bir damarımı arıyorlar ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlâs ile hizmetime zarar gelsin. En zaîf damar ve dehşetli mâni, hastalık damarıdır. Hastalığa ehemmiyet verildikçe, his, nefis, cisim, galebe eder.

“Zarûrettir, mecburiyet var.” der, rûh ve kalbi susturur. Doktoru, müstebid bir hâkim gibi yapar. Ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilâçlara itâate mecbur ediyor. Bu ise, fedâkârâne, ihlâsla hizmete zarar verir. Hem, gizli düşmanlarım da bu zaîf damarımdan istifadeye çalışmışlar ve çalışıyorlar. Nasıl ki korku ve tama' ve şân ü şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünkü, insanın en zaîf damarı olan korku cihetinde bir halt edemediler, i'dâmlarına beş para vermediğimizi anladılar.

Sonra, insanın bir zaîf damarı, derd-i maîşet ve tama' cihetinde, çok soruşturdular; nihâyetinde o zaîf damardan bir şey çıkaramadılar. Sonra onlarca tahakkuk etti ki; onların mukaddesâtını fedâ ettikleri dünya malı, nazarımızda hiç ehemmiyeti yok ve çok vukûâtlarla onlarca da tahakkuk etmiş. Hattâ bu on sene zarfında yüz def'adan ziyâde, resmen, “Ne ile yaşıyor?” diye mahallî hükûmetlerden sormuşlar.

Sonra, en zaîf bir damar-ı insaniye olan şân ü şeref ve rütbe noktasında, bana çok elîm bir tarzda, o zaîf damarımı tutmak için, emredilmiş ihanetler, tahkîrler, damara dokunduracak işkenceler yaptılar, hiçbir şeye muvaffak olamadılar. Ve kat'iyyen anladılar ki, onların perestiş ettiği dünyanın şân ü şerefini, bir riyâkârlık ve zararlı bir hodfürûşluk biliyoruz. Onların fevkalâde ehemmiyet verdikleri hubb-u câh ve şân ü şeref-i dünyeviyeye, beş para ehemmiyet vermiyoruz, belki onları bu cihetle divâne biliyoruz.

Sonra, bizim hizmetimiz itibariyle bizde zaîf damar sayılan, fakat hakikat noktasında herkesin makbûlü ve her şahıs onu kazanmağa müştâk olan manevî makam sâhibi olmak ve velâyet mertebelerinde terakkî etmek ve o ni'met-i İlâhiyeyi kendinde bilmektir ki, insanlara, menfaatten başka hiçbir zararı yok. Fakat, böyle benlik ve enâniyet ve menfaat-perestlik ve nefsini kurtarmak hissi galebe çaldığı bir zamanda, elbette sırr-ı ihlâsa ve hiçbir şeye âlet olmamağa bina edilen hizmet-i îmâniye, şahsî makam-ı

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.