İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 434 / 683
434

vukûfun eline geçirip, aleyhimde fenâ bir rapor hazırladıklarını işittim, daha sabır ve tahammülüm kalmadı. Ben hükûmet-i cumhûriyenin bütün erkânlarına, belki dünyaya ilân ediyorum ki:

Kur'ân-ı Hakîm’in sırr-ı hakikatiyle ve i'câzının tılsımıyla, benim ve Risale-i Nur’un programımız ve mesleğimiz ve bilfiil semeresini gördüğümüz ve çalıştığımız ve gaye-i hareketimiz ve hedefimiz, ölümün i'dâm-ı ebedîsinden îmân-ı tahkîki ile bîçâreleri kurtarmak ve bu mübârek milleti de her nev'i anarşilikten muhâfaza etmektir.

İşte Risale-i Nur, üç ehl-i vukûf hey'etinin ve üç mahkemenin incelemesinden geçtiği hâlde, bu iki vazife-i kudsiyeden başka, kasdî olarak dünyaya, idareye, âsâyişe dokunacak ciheti olmadığına, yirmi senelik hayatım ve yüzotuz Risale-i Nur meydânda cerhedilmez bir hüccettir.

Evet, mahkemece da'vâ ettiğim ve benimle münâsebetdâr bütün dostlarımın tasdiki altında, yirmi seneden beri hiç müracaat etmeyen ve on seneden beri hükûmetin erkânlarını –birkaçı müstesnâ olarak– bilmeyen ve dört seneden beri dünya harbinden ve hâdisâtından hiç haber almayan ve merak etmeyen bu bîçâre mazlum Said, hiç imkânı var mı ki, ehl-i siyasetle uğraşsın ve idareye ilişsin ve âsâyişin ihlâline meyli bulunsun... Eğer zerre mikdar bulunsaydı; “Karşımda kimler var, dünyada neler oluyor, bana kim yardım edecek?” diye soruşturacaktı, merak edecekti, karışacaktı, hilelerle büyüklere hulûl edecekti. En elîm cüz'î bir hâdise şudur ki:

“Bir tecrid-i mutlak içinde her muhâbereden kesilmiş vaziyetimden kurtulmak için hapse girmeye bir bahâne bulunuz ki; beni hapse alsınlar, bu azâptan kurtulayım.” diye bazı dostlarıma bir gizli mektûb elden göndermiştim. Tâ benim hayatımın sermâyesi ve neticesi ve gayet zînetli bir sûrette tezyîn edilmiş Risale-i Nur’dan, Denizli’de mahkemede bulunan kitaplarıma yakın olayım ve teslîm almaya çalışayım. Maatteessüf, aleyhime olan oradaki ehl-i vukûftan bir tek adam beni müdafaa ederken, o dahi mektûbumu görüp, hapse girmem için aleyhime hüküm vermeye mecbur olmuş.

Beni hapislere sokan muârızlarımın bir bahâneleri de –o mahkemede ondan berâet kazandığım– “Tarîkatçılık”tır. Hâlbuki, Risale-i Nur’da dâima da'vâ edip demişim: “Zaman tarîkat zamanı değil, belki îmânı kurtarmak zamanıdır. Tarîkatsız Cennete gidenler çoktur, îmânsız Cennete giden yoktur.” diye bütün kuvvetimizle îmâna çalışmışız. Ben hocayım, şeyh değilim. Dünyada bir hânem yok ki... Nerede tekkem olacak?... Bu yirmi sene zarfında, bir tek adam yok ki; çıksın desin:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.