İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 339 / 683
339

İşte, bu hâkimâne ve hakîmâne fa'âliyet-i dâimeden ve perdesinin arkasında bir Fâil-i Kadîr ve Alîm’in ef'âli, görünür gibi hissedilir. Ve bu mürebbiyâne ve müdebbirâne ef'âl-i Rabbâniyeden ve perdesinin arkasından, herşeyde cilveleri bulunan esmâ-i İlâhiye, hissedilir derecesinde bedâhetle bilinir. Ve bu celâldarâne ve cemâl-perverâne cilvelenen esmâ-i hüsnâdan ve perdesinin arkasında sıfât-ı seb'a-i kudsiyenin; ilmelyakìn, belki aynelyakìn, belki hakkalyakìn derecesinde vücûdları ve tahakkukları anlaşılır. Ve bu yedi kudsî sıfatın dahi, bütün masnûâtın şehâdetiyle; hem hayatdârâne, hem kadîrâne, hem alîmâne, hem semîâne, hem basîrâne, hem mürîdâne, hem mütekellimâne nihâyetsiz bir sûrette tecellîleri ile bilbedâhe ve bizzarûre ve biilme'l-yakìn bir mevsuf-u Vâcibü'l-Vücûd’un ve bir müsemmâ-i Vâhid-i Ehad’in ve bir fâil-i Ferd-i Samed’in mevcûdiyeti, güneşten daha zâhir, daha parlak bir tarzda, kalbdeki îmân gözüne görünür gibi kat'î bilinir.

Çünkü güzel ve mânidâr bir kitab ve muntazam bir hâne, bedâhetle, yazmak ve yapmak fiillerini ve güzel yazmak ve intizamlı yapmak fiilleri dahi, bedâhetle, yazıcı ve dülger nâmlarını; yazıcı ve dülger ünvânları ise, bedâhetle, kitabet ve dülgerlik san'atlarını ve sıfatlarını ve bu san'at ve sıfatlar, bedâhetle, herhalde bir zâtı istilzam eder ki, mevsuf ve sâni' ve müsemmâ ve fâil olsun. Fâilsiz bir fiil ve müsemmâsız bir isim mümkün olmadığı gibi, mevsufsuz bir sıfat, san'atkârsız bir san'at dahi mümkün değildir.

İşte bu hakikat ve kaideye binâen, bu kâinât, bütün mevcûdâtıyla beraber, kaderin kalemiyle yazılmış, kudretin çekiciyle yapılmış mânidâr hadsiz kitaplar, mektûblar, nihâyetsiz binalar ve saraylar hükmünde –herbiri binler vecihle ve beraber hadsiz vücûh ile – Rabbânî ve Rahmânî nihâ­yetsiz fiilleri ve o fiillerin menşe’leri olan binbir esmâ-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle ve o güzel isimlerin menba'ı olan yedi sıfât-ı sübhâniyenin nihâyetsiz tecellîleriyle, o yedi muhît ve kudsî sıfatların mâdeni ve mevsufu olan ezelî ve ebedî bir Zât-ı Zülcelâl’in vücûb-u vücûduna ve vahdetine hadsiz işâretler ve nihâyetsiz şehâdetler ettikleri gibi; bütün o mevcûdâtta bulunan bütün hüsünler, cemâller, kıymetler, kemâller dahi, ef'âl-i Rabbâniyenin ve esmâ-i İlâhiyenin ve sıfât-ı samedâniyenin ve şuûnât-ı sübhâniyenin, kendilerine lâyık ve muvâfık kudsî cemâllerine ve kemâllerine ve hepsi birden Zât-ı Akdes’in kudsî cemâline ve kemâline bedâhetle şehâdet ederler.

İşte, fa'âliyet hakikati içinde tezâhür eden rubûbiyet hakikati; ilim ve hikmetle halk ve icâd ve sun' ve ibdâ'.. nizâm ve mîzan ile takdir ve tasvir ve tedbir ve tedvîr.. kasd ve irâde ile tahvîl ve tebdil ve tenzîl ve tekmîl.. şefkat ve rahmetle it'âm ve in'âm ve ikram ve ihsân gibi şuûnâtıyla ve

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.