İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 322 / 683
322

deler arkasında icâbet etmesi, rahîmiyetin şe'nidir.

Üçüncüsü: Ağır beliyelere ve şiddetli hâllere düşen mahlûkatlarının istimdâdlarına ve feryâdlarına ve tazarruâtlarına fiilen imdâd ettiği gibi, bir nev'i konuşması hükmünde olan ilhâmî kaviller ile de imdâda yetişmesi, rubûbiyetin lâzımıdır.

Dördüncüsü: Çok âciz ve çok zaîf ve çok fakir ve çok ihtiyaçlı ve kendi mâlikini ve hâmîsini ve müdebbirini ve hafîzini bulmaya pek çok muhtaç ve müştâk olan zîşuûr masnû'larına, vücûdunu ve huzurunu ve himâyetini fiilen ihsâs ettiği gibi, bir nev'i mükâleme-i Rabbâniye hükmünde sayılan bir kısım sâdık ilhâmlar perdesinde ve mahsûs ve bir mahlûka bakan hàs bir vecihte, onun kàbiliyetine göre onun kalb telefonuyla, kavlen dahi kendi huzurunu ve vücûdunu ihsâs etmesi, şefkat-i ulûhiyetin ve rahmet-i rubûbiyetin zarûrî ve vâcib bir muktezâsıdır diye anladı.

Sonra ilhâmın şehâdetine baktı, gördü: Nasıl ki, güneşin – farazâ – şuûru ve hayatı olsaydı ve o hâlde, ziyâsındaki yedi rengi, yedi sıfatı olsaydı o cihette, ışığında bulunan şuâları ve cilveleri ile bir tarz konuşması bulunacaktı. Ve bu vaziyette, misâlinin ve aksinin şeffâf şeylerde bulunması ve her âyine ve her parlak şeyler ve cam parçaları ve kabarcıklar ve katreler, hattâ şeffâf zerreler ile herbirinin kàbiliyetine göre konuşması ve onların hâcâtına cevab vermesi ve bütün onlar, güneşin vücûduna şehâdet etmesi ve hiçbir iş, bir işe mâni olmaması ve bir konuşması, diğer konuşmaya müzâhemet etmemesi bilmüşâhede görüleceği gibi, aynen öyle de: Ezel ve ebedin Zülcelâl Sultanı ve bütün mevcûdâtın Zülcemâl Hàlık-ı Zîşanı olan Şems-i Sermedî’nin mükâlemesi dahi, onun ilmi ve kudreti gibi, küllî ve muhît olarak herşeyin kàbiliyetine göre tecellî etmesi; hiçbir suâl bir suâle, bir iş bir işe, bir hitâb bir hitâba mâni olmaması ve karıştırmaması bilbedâhe anlaşılıyor. Ve bütün o cilveler, o konuşmalar ve ilhâmlar birer birer ve beraber bil'ittifak o Şems-i Ezelî’nin huzuruna ve vücûb-u vücûduna ve vahdetine ve ehadiyetine delâlet ve şehâdet ettiklerini aynelyakìne yakın bir ilmelyakìn ile bildi.

İşte, bu meraklı misâfirin âlem-i gaybdan aldığı ders-i mârifetine kısa bir işâret olarak, Birinci Makamın ondördüncü ve onbeşinci mertebelerinde:

لااِلٰهَاِلَّااللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ اَلْوَاحِدُ الْاَحَدُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ اِجْمَاعُ جَمِيعِ الْوَحْيَاتِ الْحَقَّةِ الْمُتَضَمِّنَةِ لِلتَّنَزُّلاَتِ الْاِلٰهِيَّةِ وَلِلْمُكَالَمَاتِ السُّبْحَانِيَّةِ وَلِلتَّعَرُّفَاتِ الرَّبَّانِيَّةِ وَلِلْمُقَابَلاَتِ الرَّحْمَانِيَّةِ عِنْدَ

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.