İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 282 / 683
282

Amma, Risale-i Nurun kıymet ve ehemmiyetine işârî ve remzî bir tarzda, Hazret-i Ali (R.A.) ve Gavs-ı A'zam’ın (R.A.) ihbarâtı nev'inden, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın dahi bu zamanda bir mu'cize-i maneviyesi olan Risale-i Nura nazar-ı dikkati celbetmesi, mânâ-yı işârî tabakasından remiz ve îmâları, i'câzının şe'nindendir ve o lisân-ı gaybînin, belâğat-ı mu'cizekârânesinin muktezâsıdır.

Evet, Eskişehir Hapishânesinde, dehşetli bir zamanda kudsî bir tesellîye pek çok muhtaç olduğumuz hengâmda, manevî bir ihtarla, “Risale-i Nurun makbûliyetine dair eski evliyâlardan şâhid gösteriyorsun. Hâlbuki ﴾ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍٍ اِلَّا فِى كِتَابٍ مُبِينٍٍ  ﴿ sırrıyla en ziyâde bu mes'elede söz sâhibi Kur'ândır. Acaba, Risale-i Nuru, Kur'ân kabûl eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?” denildi. O acîb suâl karşısında bulundum.

Ben de Kur'ândan istimdâd eyledim. Birden, otuzüç âyetin mânâ-yı sarîhinin teferruâtı nev'indeki tabakàtından, mânâ-yı işârî tabakasında ve o mânâ-yı işârî külliyetinde dâhil bir ferdi, Risale-i Nur olduğunu ve duhûlüne ve medâr-ı imtiyazına bir kuvvetli karîne bulunduğunu, bir saat zarfında hissettim ve bir kısmını, bir derece izâhlı, bir kısmını mücmelen gördüm. Kanâatimde, hiçbir şek ve şübhe ve vehim ve vesvese kalmadı. Ben de, ehl-i îmânın îmânını, Risale-i Nurla muhâfaza niyetiyle o kat'î kanâatimi yazdım ve hàs kardeşlerime mahrem tutulmak şartıyla verdim. Ve o risalede, biz demiyoruz ki, âyetin mânâ-yı sarîhi budur; tâ hocalar “fîhi nazarun” desin.

Hem dememişiz ki, mânâ-yı işârînin külliyeti budur; belki diyoruz ki; mânâ-yı sarîhinin tahtında müteaddid tabakalar var, bir tabakası da, mânâ-yı işârî ve remzîdir. Ve o mânâ-yı işârî de, bir küllîdir. Her asırda cüz'iyâtları var. Risale-i Nur dahi bu asırda o mânâ-yı işârî tabakasının külliyetinde bir ferdidir. Ve o ferdin kasden bir medâr-ı nazar olduğuna ve ehemmiyetli bir vazife göreceğine eskiden beri ulemâ mâbeyninde cârî bir düstur-u cifrî ve riyâzî ile karîneler, belki hüccetler gösterilmiş iken Kur'ânın âyetini veya sarâhatini değil incitmek, belki i'câz ve belâğatına hizmet ediyor. Bu nev'i işârât-ı gaybiyeye i'tirâz edilmez. Ehl-i hakikatin, nihâyetsiz İşârât-ı Kur'âniyeden had ve hesaba gelmeyen istihrâclarını inkâr edemeyen, bunu da inkâr etmemeli ve edemez.

Amma, benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli bir eserin zuhûr etmesini istiğrab ve istib'âd edip i'tirâz eden zât, eğer buğday tanesi kadar bir çam çekirdeğinden dağ gibi çam ağacını halkeylemek azamet ve kudret-i İlâhiyeye delil olduğunu düşünse, elbette bizim gibi acz-i mutlak, fakr-ı mutlakta, ihtiyac-ı şedîd zamanında böyle bir eserin zuhûru, “vüs'at-i Rahmet-i İlâhiyeye delildir” demeye mecbur olur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.