İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 231 / 683
231

Onuncu Söz’ün tevâfukâtındandır ki; Onuncu Söz’ün satırları hem te'lif tarihine, hem dini dünyadan tefrik eden lâdînî cumhûriyetin ilânına tevâfuk ediyor ki, haşrin inkârına bir emâredir. Yani o fıkranın meâli budur: “Mâdem cumhûriyet, dine, dinsizliğe ilişmiyor, prensibiyle bîtarafâne kalıyor; ehl-i dalâlet ve ilhâd, cumhûriyetin bu bîtaraflığından istifade etmekle haşrin inkârını izhâr etmeleri muhtemeldir.” demektir. Yoksa hükûmete bir taarruz değildir; belki hükûmetin bîtarafâne vaziyetine işârettir. Elhak, bundan dokuz sene evvel, Onuncu Söz, sekizyüz nüsha yayılmasıyla, ehl-i dalâletin kalblerindeki inkâr-ı haşri sıkıştırdı; lisânlarına getirmelerine meydân vermedi; ağızlarını tıkadı. Onuncu Söz’ün hàrika bürhânlarını gözlerine soktu.

Evet Onuncu Söz, haşir gibi bir rükn-ü azîm, îmânın etrafında çelikten bir sûr oldu ve ehl-i dalâleti susturdu. Elbette hükûmet-i cumhûriye bundan memnun oldu ki, meclisteki meb'ûsânın ve vâlilerin ve büyük memurların ellerinde kemâl-i serbestî ile gezdi. ………………

Avrupa medeniyet ve felsefesi nâmına ve belki İngilizlerin ifsad-ı siyaseti hesabına tesettür âyetine ettikleri i'tirâza karşı, gayet kuvvetli ve müskit bir cevab-ı ilmîdir. Böyle bir cevab-ı ilmî, değil bundan onbeş sene evvel, her zaman takdir ile karşılanır. Bu hürriyet-i ilmiyeyi, elbette hürriyet-perver bir hükûmet-i cumhûriye tahdid etmez. …………...

Ey hey'et-i hâkime! Risale-i Nurun hedefi dünya olsaydı veya bir maksad-ı dünyevî, içinde niyet edilseydi yüzyirmi risale içinde, nazarınızda onbinler medâr-ı tenkid noktalar bulunacaktı. Böyle yüzyirmi bin tatlı meyveler içinde, sizce sulfato gibi acı gelmiş yalnız onbeş meyveler bulunmasıyla o mübârek bahçeyi yasak etmek ve bahçe sâhibini mes'ûl etmek câiz olabilir mi? Adâlet-perver olan vicdânınıza havâle ediyorum. Ben, son müdafaâtımda beyân etmişim ki, otuz senedir, Avrupa feylesoflarına ve Avrupa feylesofları hesabına dâhilde, ecnebî dolabları hesabına çalışan mülhidlere karşı muâraza ederek cevab vermişim ve veriyorum. Muhâtabım, ekseriyâ nefsimden sonra onlar olduğunu, risalelerimi takib eden anlar. Şimdi ben sizlerden soruyorum: Böyle Avrupa feylesoflarının başına ve ecnebî entrikaları hesabına çalışan dinsiz herbir mülhidin yüzüne indirdiğim kuvvetli ilmî bir tokat, hangi sûretle hükûmet hesabına geçiyor? Böylelere ait olan tokadı hükûmet hesabına almak bizim havsalamız almıyor ve ihtimal de vermiyoruz. Hükûmet nâmına ve kanun hesabına bu haklı ilmî tokatları medâr-ı mes'ûl tutmak değil, belki hükûmet-i cumhûriyenin hürriyet-perverliği, bu tokatları alkışlar.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.