sene kadar Hak dininin kahraman ordusu olarak zemin yüzünde, mefâhir-i milliyesini milyonlar menâbi-i diniye ile çakan ve kılınçlarının uçlarıyla yazan bu mübârek milleti, “Dini reddeder veya dinsiz olur” diye itham eden yalancı dinsizler ve milliyetsizler, öyle bir cinayet işliyorlar ki, Cehennemin esfel-i sâfilîn tabakasında ceza görmeye müstehak olurlar.
Hâlbuki Risale-i Nur, hayat-ı ictimâiyenin kanunlarını da ihâta eden dinin, geniş dâiresinden bahsetmez. Belki asıl mevzûu ve hedefi; dinin en hàs ve en yüksek kısmı olan îmânın erkân-ı azîmesinden bahseder. Hem ekseriyetle muhâtabım, evvel kendi nefsim, sonra Avrupa feylesoflarıdır. Böyle mesâil-i kudsiyeden, doğru olmak şartıyla, zarar tevehhüm eden, yalnız şeytanlar olabilir tasavvurundayım. Yalnız üç-dört risale, tenkidkârâne şekvâ sûretinde bir kısım memurlara bakmış. Fakat o risaleler, hükûmetle mübâreze ve tenkid için değil, belki bana zulmeden ve memuriyetini sû-i istimâl eden bir kısım memurlara karşıdır. Hem sonra da, sû-i tefehhüme medâr olmamak için, o üç-dört risalelere “mahremdir” deyip neşrini men'etmişiz. Sâir risalelerin ekser-i mutlakası, dört-beş sene evvel ve bir kısmı sekiz sene evvel, bir kısmı onüç sene evvel te'lif edilmişlerdir. Yalnız İktisad ve İhtiyarlar ve Hastalar risaleleri geçen sene te'lif edilmişler. Ve bununla beraber, risaleler, hükûmetin kanunlarına mugâyir olmadığı ve âsâyişi ihlâl ve halkı idlâl mâhiyetinde bulunmadığını ve bil'akis hükûmetçe takdirler ile karşılanması lâzım geleceğini, zerre mikdar aklı bulunan, risaleleri bîtarafâne tedkik eden, tasdik eder. Ve eğer farz-ı muhâl olarak, hükûmetin nokta-i nazarına çok noktaları muhâlif olsa bile 28 Temmuz 933 tarihinde, evvelki cürümlerin bu kısımlarını affetmekte olan ve âhiren neşredilen af kanunu mûcibince o risaleleri takibe mahal kalmadığını iddia edip, bize edilen haksızlığın bir ân evvel def'edilmesi ve risalelerin iâde olunmasını taleb ederim.
Eğer insaniyetin mâhiyetini, hayvaniyetin en bedbaht ve en aşağı derecesinde telâkki ve dünyayı, dâimî ve lâyezâl tevehhüm ve insanı bâkî ve lâyemût tahayyül eden bir sarhoş vicdânsız tarafından denilse: “Senin bütün risalelerin, îmânı pek kuvvetli ders veriyor. Dünyadan soğutuyor. Nazarı, âhirete çeviriyor. Biz ise, bütün kuvvet ve dikkat ve zihnimizle dünya hayatına müteveccih olmamız ile bu zamanda yaşayabiliriz. Çünkü şimdi yaşamak ve düşmanlardan sakınmak çok müşkülleşmiştir?”
Elcevab: Îmân-ı tahkîkînin dersleri, gerçi nazarı âhirete baktırıyor; fakat dünyayı, o âhiretin mezraa ve çarşısı ve bir fabrikası göstermekle, daha ziyâde dünya hayatına çalıştırır. Hem, îmânsızlıktaki müdhiş bir sûrette kırılan kuvve-i maneviyeyi, gayet kuvvetli bir tarzda kazandırır. Ve me'yûsiyet içinde atâlet ve lâkaydlığa düşenleri
