İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 209 / 683
209

Hem bunu biliniz ki, yirmi-otuz sene evvel bir gazete gördüm ki, İngilizlerin bir müstemlekât nâzırı demiş: “Bu Kur'ân Müslümanların elinde varken biz onlara hakîki hâkim olamayız... Bunun kaldırılmasına ve çürütülmesine çalışmalıyız!” İşte, bu kâfir muannidin bu sözü, otuz senedir nazarımı Avrupa feylesoflarına çevirmiş olduğundan, nefsimden sonra onlar ile uğraşıyorum. Dâhiliyeye pek bakamıyorum ve dâhildeki kusuru, Avrupa’nın hatâsı, ifsadıdır derim. Avrupa feylesoflarına hiddet ediyorum, onları vuruyorum. Felillâhilhamd, Risale-i Nur, o muannid kâfirin hülyasını kırdığı gibi; maddiyûn, tabîiyyûn feylesoflarını tam susturur bir vaziyete girmiştir. Dünyada, hangi şekilde olursa olsun, hiçbir hükûmet yoktur ki kendi memleketinin böyle mübârek mahsulünü ve sarsılmaz bir mâden-i kuvve-i maneviyesini yasak etsin ve nâşirini mahkûm eylesin! Avrupa’da râhiblerin serbestiyeti gösteriyor ki; hiçbir kanun, târik-i dünya olanlara ve âhirete ve îmâna kendi kendine çalışanlara ilişmez.

Elhâsıl: On sene kadar sebebsiz bir nefye mahkûm; ihtilâttan, muhâbereden memnû', gurbet-zede bir ihtiyar adamın, saâdet-i ebediyenin anahtarı olan îmânına dair hâtırât-ı ilmiyesini yazmasını, dünyada hiçbir kanun ona yasak diyemez ve demez kanâatindeyim. Ve şimdiye kadar hiçbir âlim tarafından tenkid edilmemesi, elbette o hâtırât, ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olduğunu isbât eder.

Benim ittihamım ve tevkìfime sebeb gösterilen

Dördüncü Madde: Devletçe yasak edilen tarîkat dersini vermekle ihbar edilmiş olmaklığımdır.

Elcevab: Evvelâ, elinizdeki bütün kitaplarım şâhiddirler ki, ben hakàik-ı îmâniye ile meşgulüm. Hem müteaddid risalelerde yazmışım ki: “Tarîkat zamanı değil, belki îmânı kurtarmak zamanıdır. Tarîkatsız Cennete giden pek çok, fakat îmânsız Cennete girecek yok. Onun için îmâna çalışmak zamanıdır” diye beyân etmişim.

Sâniyen: On senedir Isparta Vilâyeti’nde bulunuyorum. Biri çıksın, “Bana tarîkat dersi vermiş” desin. Evet, bazı hàs âhiret kardeşlerime ulûm-u îmâniye ve hakàik-ı àliye dersini hocalık itibariyle vermişim. Bu, tarîkat ta'limi değil, belki hakikat tedrîsidir. Yalnız bu kadar var; ben Şâfiîyim, namazdan sonraki tesbihâtım Hanefî tesbihâtından biraz farklıdır. Hem, akşam namazından yatsı namazına kadar ve fecirden evvel, hiç kimseyi kabûl etmemek şartıyla, kendi kendime günahlarımdan istiğfar ve âyetler okumak gibi şeylerle meşguliyetim var. Zannederim, dünyada hiçbir kanun bu hâle yasak diyemez.

Bu mes'ele-i tarîkat münâsebetiyle hükûmet ve mahkeme memurları tarafından benden soruluyor:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.