İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 196 / 683
196

talebelerinden bazı mesâil-i ilmiyede muhâlefet bulunsa, onların sözlerini, içinde arar, hak bulduğu vakit, kemâl-i tevâzu' ile ve lezzetle kabûl ederek teslîm eder. “Mâşâallâh siz benden daha iyi bildiniz... Allah râzı olsun” der. Hak ve hakikati, nefsin gurur ve enâniyetine dâima tercih eder. Hattâ ben bazı mes'elelerde muhâlefet ediyordum. Bana karşı gayet mültefit, memnunâne bir tavır alır, eğer yanlış yapsam, güzelce, damarıma dokunmayarak beni îkaz eder. Eğer güzel bir şey söylemiş isem çok memnun olur.

Üstadım, bilhassa hikmet-i hakîkiye fenninde, yani hikmet-i şerîat ve İslâmiyet noktasında pek hàrikadır ve hikmet-i beşeriyede dahi çok ileridir. Hattâ o ilimde, Eflâtun ve İbn-i Sînâ’yı geçmiş diyebilirim...

Bundan onüç sene evvel, “Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiye” âzâsından iken, küçükten beri şimdiye kadar, İzn-i İlâhî ile onun bir muîni ve nâsırı ve muhâfızı olan kutb-u Rabbânî ve kandil-i nurânî Abdülkadir-i Geylânî (R.A.) Hazretlerinin “Fütûhu'l-Gayb” risalesini tefe'ülen açtığı esnâda اَنْتَ فِى دَارِ الْحِكْمَةِ فَاطْلُبْ طَبِيبًا يُدَاوِى قَلْبَكَ ibaresi çıktı. O ibare onun hakkında pek mânidâr olarak, Eski Said’i Yeni Said’e çevirmesine sebebiyet vermiştir. Eski Said olduğu zamanlarda, İngilizlerin dinî suâllerine gayet latîf ve müskit bir cevab vermiştir. Ve ilm-i mantıkta, İbn-i Sînâ’nın te'lifâtını geçecek “Ta'likàt” nâmında hàrika bir risalesi var. İşkâl-i mantıkıyeyi, kıyâs-ı istikraî cihetiyle on bine kadar iblâğ edip, hiçbir âlimin yetişemediği bir derece-i ihâta göstermiş... “Sünûhât” isminde bir risalesinde gördüm ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, âlem-i mânâda, bir medresede ona ders verdiğini görmüş. O ders-i maneviyeye binâen “İşârâtü'l-İ'câz” nâmındaki hàrika tefsiri yazmış. Bana bir gün dedi ki:

“Harb-i Umumî hâdisât ve netâicleri mâni olmasa idi, İşârâtü'l-İ'câz’ı, Allah’ın izni ile altmış cild yazacaktım. İnşâallâh Risale-i Nur, âhiren o mutasavver hàrika tefsirin yerini tutacak.”

Üstadımla yedi-sekiz sene musâhabetim esnâsında mühim meşhûdâtım çoktur. Fakat اَلْقَطْرَةُ تَدُلُّ عَلَى الْبَحْرِ mûcibince, deryâya delâlet maksadı ile bu fıkra kâfî görüldü. Çünkü Üstadımdan iftirak zamanı idi, acele yazdım. Üstadım ﴾ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ ﴿ âyetinin sırrıyla çok defa yanlarında beni musâhib bulmak hakkını ve teveccüh duâsıyla yerine getireceklerine eminim..

Hâfız Hâlid ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.