getirirler. Müellif, müstensihlerin yanlışlarını düzeltir. Bu tashihâtı yaparken, eserin aslı ile karşılaştırmadan kontrol eder. Şimdi de yirmibeş otuz sene evvel te'lif ettiği bir eseri tashih ederken aslına bakmaz.
Yazılan risaleleri, etraf köylerden ve kazalardan gelenler, büyük bir merak ve iştiyakla alıp gidiyorlar ve el yazısıyla neşrediyorlardı.
Üstad Bediüzzaman, Kur'ân’dan başka hiçbir kitaba müracaat etmeden ve te'lifât zamanında yanında hiçbir kitab bulunmadan Nur Risalelerini te'lif etmiştir. Merhum Mehmed Âkif’in:
Doğrudan doğruya Kur'ândan alıp ilhâmı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı
beytiyle ifâde ettiği idealini tahakkuk ettirmek, Bediüzzaman’a müyesser olmuştur.
Risale-i Nurun neşir keyfiyeti de tarihte hiçbir eserde görülmemiştir...
Şöyle ki:
Kur'ân hattını muhâfaza etmek hizmetiyle de muvazzaf olan Risale-i Nurun, muhakkak Kur'ân yazısıyla neşredilmesi lâzımdı. Eski yazı yasak edilmiş ve matbaaları kaldırılmıştı. Bediüzzaman’ın parası, serveti yoktu; fakirdi, dünya metâ'ıyla alâkası yoktu. Risaleleri el ile yazarak çoğaltanlar da, ancak zarûrî ihtiyaçlarını te'min ediyorlardı. Risale-i Nuru yazanlar karakollara götürülüyor, işkence ve eziyetler yapılıyor, hapislere atılıyordu. Bediüzzaman aleyhinde hükûmet eliyle yaptırılan propaganda ve tazyîklerle her tarafa dehşetler saçılıyor; ahâli, Hazret-i Üstada yaklaşmaya, ondan din, îmân dersi almaya cesâreti kalmayacak derecede evhâmlandırılıyordu. Vaktiyle de din adamlarının, hakikat-perestlerin, sırf dindar oldukları için darağaçlarında can vermeleri, bir korku ve yılgınlık havası meydâna getirmişti. Hüküm sürmekte olan eşedd-i zulüm ve istibdâd-ı mutlak içinde, ehl-i diyânet sükût-u mutlaka mahkûm edilmişti. Ne dinin hakikatlerinden bahseden hakîki bir risale neşrettiriliyor ve ne de o hakikatler millete ders verdiriliyordu. Bu sûretle İslâmiyet, rûhsuz bir ceset hâline getirilmeye çalışılıyor; Din-i İslâmın mâhiyeti ve esâslarını ders vermek, kat'iyyen men'ediliyordu. (Hâşiye) [^2]
[^2]:(Hâşiye) Bütün o dinsizlik icraatını bugünkü dinî inkişafı hazmedemeyen gizli dinsizler yapıyordu.
İşte, başlangıçta pek azgın olan bu dinsizlik devri, Risale-i Nurun umumiyet kesbeden neşriyatıyla yıkılmış; ehl-i îmânın manevî ve maddî (bilhassa manevî) hayatına tatbik edilen istibdâd zincirleri parçalanmıştır. Risale-i Nur, dinsizliğin belini kırmış ve temel taşlarını târ ü mâr etmiştir.
