ilerleyerek topları birer birer kurtarıp, en son topu da üç arkadaşıyla birlikte ele geçirir. Bu şekilde, otuz topun Bitlis’e gelmesini te'min eder. O toplarla üç-dört gün asker ve gönüllüler düşmana mukàbele edip, bütün ahâli ve cihâzât ve mallar kurtulur.
Bediüzzaman, o harbde gönüllülere cesâret vermek için sipere girmeyerek avcı hattında dolaşırdı. Avcı hattında en ileride atını sağa sola koştururken, birden hâtırına gelir ve rûhuna ilişir ki: “Şu ânda şehîd olsam; bu vaziyetim, yani en ilerde göze çarpan şu hâlim, sakın mertebe-i şehâdetin bir esâsı olan ihlâsıma zarar vermesin, bir hodfürûşluk mânâsı olmasın” diyerek, birden atını döndürür ve arkadaşlarının yanına gelir. (Hâşiye) [^31]
[^31]:(Hâşiye) İşte, muhârebenin şiddetli ânında, hayat-memât mes'elesi vaktinde "Benim zâhiren kahramanlık gibi görünen bu vaziyetim hakîki ihlâsa aykırı olmasın?" diye düşünmesi kemâlât-ı insaniyenin bir misâlidir, denilebilir. Meydân-ı harbde, düşman karşısında, gülleler içerisinde; talebelerine cesâret vermek için en elzem bir kahramanlığı fiilen göstermek emeliyle avcı hattında atını sağa sola döndürürken, bu sûretle cesâret-i îmâniye ve şehâmet-i İslâmiyeyi en a'lâ bir derecede, bir kumandan mânâsıyla îfâ ederken, rûhunda ve niyetinde en àlî ve sâfî bir mertebe-i kemâl olan sırr-ı ihlâsı kaçırmamayı ehemmiyetle düşünmesi ve dikkat kesilmesi; onun zâhiren takdire şâyân hizmet-i diniyesi, fedâkârâne mücâhedesi kadar, belki daha ziyâde, rûhunun kemâline de delâlet eder. İşte, Molla Said bütün hayatının şehâdetiyle, gerçi beyne'l-İslâm "Bediüzzaman", "Sâhibü'z-Zaman", "Fahrü'd-Deverân", "Fatînü'l-Asr" ünvânlarıyla yâdedilmiş; fakat bu, hiçbir zaman hakikatsiz ve bir sözden ibaret değildir. Risale-i Nur ile yaptığı muazzam hizmet-i îmâniye ve Kur'âniyesi ve teşkil ettiği hamiyet-i diniye ile serfirâz milyonlar fedâkâr talebelerin kudsî şahs-ı manevîsi, bir şâhid-i sâdık ve bir delil-i kàtı'dır.
Avcı hattında dolaşırken, vücûduna dört gülle isabet etmiş, fakat geri çekilmemiş ve gönüllülerin cesâreti kırılmaması için sipere dahi girmemiştir. Hattâ bunu işiten Vâli Memdûh Bey ve kumandan Kel Ali: “Aman geri çekilsin!” diye haber gönderdikleri zaman, demiş:
— Bu kâfirlerin güllesi beni öldürmeyecek!..
Hakikaten üç gülle, ölecek yerine isabet ettiği hâlde; biri hançerini, diğeri tütün tabakasını delip geçmiş ve kendisine bir zarar vermemiştir.
Geceleyin vâli ve kumandan Kel Ali ve ahâli kurtulduktan, gönüllüler ve askerler çekildikten sonra; bir kısım fedâkâr talebeleriyle Bitlis’te bâkiye kalan bir kısım bîçâreler için kendilerini fedâ etmek fikriyle kaçmazlar. Sabahleyin düşmanın bir taburu ile müsâdeme ederler, arkadaşlarının çoğu şehîd olur. Hattâ yeğeni ve fedâkâr bir talebesi olan Ubeyd dahi kendi bedeline şehîd düştükten sonra düşmanın üç sıra askerini yararak geçip, hayatta kalan üç talebesiyle pek acîb bir sûrette su
