İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 52 / 235
52

İşte kâinât şu hakikatten tebârüz eden vücûd ve vahdet lisânıyla اَللهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ yu tilâvet eder.

Ve kezâ, kâinâtın bütün eczâ ve zerrâtına tecellî eden esmâ-i İlâhiye arasındaki tesânüd, yani birbirine dayanarak tecellî ettikleri bir temâzüc, yani elvân-ı seb'a gibi birbiriyle memzûc olarak eşyayı cilvelendirdikleri eserleri bir olduğu gibi, müsemmâlarının da vâhid, ehad olduğuna şehâdet eder. Ve bu şehâdet lisânıyla, kâinât اَللهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ diyerek ilân ediyor.

Ve kezâ, kâinâtın –küllî ve cüz'î– ihtiva ettiği bütün eczâsını istilâ eden bir hikmet-i âmme görünür. Ve bu hikmet-i âmme, kasd, şuûr, irâde, ihtiyar sıfatlarını tazammun ediyor. Bu sıfatlar, bir Hakîm-i mutlakın vücûb-u vücûduna delâlet eder. Çünkü, kâinât mef'ûl ve münfaildir. Mef'ûl fâilsiz olamadığı gibi, mef'ûlün câmid bir cüz'ü de fâil olamaz.

Ve kezâ, kâinât sahifesinde bir inâyet-i tâmme parlıyor. Bu inâyet, tazammun ettiği hikmet, lütûf, tahsin sıfatlarıyla, bir Hàlık-ı Kerîm’in vücûb-u vücûduna delâlet eder. Çünkü, in'âm ve ihsân, mün'im ve muhsinsiz olamaz.

Ve kezâ, kâinâtı müştemilâtıyla beraber içine alan pek geniş bir merhamet görünüyor. Bu merhamet, rahmet, hikmet, inâyet, in'âm gibi çok sıfatları tazammun ediyor. Bu sıfatlar, bir Rahmân-ı Rahîmin vücûb-u vücûduna şehâdet eder. Çünkü, sıfat mevsufsuz olamaz.

Ve kezâ, zevi'l-hayat ve canlı mahlûkata tevzî' edilen bir rızk-ı âmm vardır. Ve bu rızk sıfatı, geçen sıfatları istilzam etmekle bir Rezzâk-ı Rahîmin vücûduna delâlet eder. Çünkü, fiil fâilsiz olamaz.

Ve kezâ, bütün kâinâtta intişar eden bir hayat vardır. Bu hayat sıfatı dahi, geçen sıfatları iktiza etmekle bir Hayy-ı Kayyûm, bir Muhyî ve Mümît Hàlık’ın vücûb-u vücûduna delâlet eder.

Arkadaş! Elvân-ı seb'a gibi memzûc olan şu beş hakikat, kâinâta bir Rab, Kadîr, Alîm, Hakîm, Kadîm, Rahîm, Rahmân, Rezzâk, Hayy-ı Kayyûm, zarûrî olduğuna bilbedâhe delâlet ve şehâdet eder. Ve kâinât bu şehâdetlerini اَللهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ ile ilân eder.

Ve kezâ, kâinât yüzünde hüsn-ü zâtîyi gösteren bir hüsn-ü arazî ve bir cemâl-i mücerredi gösteren bir cemâl-i hazîn ve mahbûb-u hakîkiye işâret eden bir aşk-ı sâdık ve bütün esrârı cezbeden bir hakikat-i câzibeye işâret eden bir cezbe ve bir incizab vardır. Bu hakikatler, kâinâta bir

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.