İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 80 / 235
80

Suâl: Avâm-ı nâs Arabîden haberdar değildir, fehmedemez?

Cevab: Avâm-ı nâs, zarûriyât ve müsellemât-ı diniyeye muhtaçtır. Ve hutbe makamı da bu gibi hükümlerin tebliği içindir. Bu hükümler kisve-i Arabiye içinde tafsîlen değilse de icmâlen avâm-ı nâsa ma'lûm ve mâruftur. Maahazâ Lisân-ı Arab’da bulunan şehâmet, yükseklik, meziyet, satvet diğer lisânlarda yoktur...

21. İ'lem

İ'lem ey gafletli, sağır ve kör olarak, zulmetler içinde esbâba ibâdet eden ahmaklar! Cenâb-ı Hakk’ın vücûb-u vücûd ve vahdetine, kâinâtın mürekkebâtı ve zerrâtının ellibeş vecihle yaptıkları şehâdetlerin bir vechini yazacağım. Şöyle ki:

Eşyanın icâdı, ya nefislerine veya esbâba olan isnâdı, hayret ve istiğrabı mûcibdir. Bu da red ve inkârı icâb eder. Bu dahi dalâletleri intac eder. Bu ise ızdırâbat-ı rûhiye ve teşevvüşat-ı akliyeye sebeb olur. Bu da rûhları ve akılları firar ettirmekle Vâcibü'l-Vücûd’a ilticâ etmeye mecbur eder. Zîra, her müşkülât O’nun kudretiyle hallolur. Ve açılmaz düğümler O’nun irâdesiyle açılır. Ve kalbler O’nun zikriyle mutmain olur. Bu hakikati şöyle bir muvâzene ile izâh edeceğim. Şöyle ki:

Mevcûdâtın fâili –yani eşyayı vücûda getiren– ya vâcib ve vâhiddir veyâhut da mümkün ve kesîrdir. Fâil, vâcib ve vâhid olduğu takdirde, ne külfet var ne de garâbet var. Olsa bile vehmî olur. Esbâba isnâd edildiği takdirde, külfet ve garâbet vehmîlikten çıkar; kat'î ve hakîki bir şekilde tahakkuk eder. Çünkü, kusur ve za'fiyetten hàlî olmayan esbâb-ı kesîreden hiçbir sebeb, bir müsebbebi omuzuna kaldıramaz. Ve bir şeyin icâdında gayr-ı mütenâhî esbâbın iştirâki lâzımdır. Meselâ: Bal arısı herşeyle alâkadar olduğundan, eğer icâdı esbâba isnâd edilirse, semâvât ve arzın iştirâkleri lâzımdır.

Maahazâ, kesretin vâhidden sudûru, vâhidin kesretten sudûru kadar zahmet değildir, daha kolaydır. Meselâ: Bir kumandanın efrâd-ı kesîreye verdiği intizam ve yaptırdığı işleri, o efrâd-ı kesîre, kendi başlarına büyük bir müşkülâttan sonra yapabilirler.

Maahazâ, icâdın esbâba isnâdında lâyuadd külfet, garâbet olmakla beraber pek çok muhâlâta zemin teşkil ediyor.

1– Herbir zerrede Vâcibü'l-Vücûd’un sıfatlarının farzı lâzımdır...

2– Ulûhiyette gayr-ı mütenâhî şerîklerin iştirâki lâzım gelir...

3– Herbir zerrenin hem hâkim hem mahkûm olması lâzım gelir. Kubbeli binalarda birbirine dayanmakla düşmekten kurtulan taşlar gibi.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.