İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 158 / 235
158

olduğuna delâlet ederler. Bu iki cihetin bir Kàsıdın kasdıyla, bir Muhtarın ihtiyarıyla, bir Mürîdin irâdesiyle, bir Alîmin ilmiyle olmadığını tevehhüm etmek, muhâlâtın en acîbidir. Fesübhânallâh! Yüzün o küçük sahifesinde nasıl gayr-ı mütenâhî nişanlar dercedilmiştir ki, göz ile okunur da nazar ile, yani akıl ile görünmez. İnsan nev'inde şu tehâlüf ile beraber buğday, üzüm, arı, karınca nev'ilerindeki tevâfuk, kör tesâdüfün işi olmadığı güneş gibi âşikârdır.

Mâdem ki kesretin böyle uzak, ince, geniş ahvâl ve etvârında da tesâdüfün müdâhalesine imkân yoktur. Ve tesâdüfün elinden mahfûzdur. Ve ancak bir Hakîmin kasdı ve bir Muhtarın ihtiyarı ve Semi', Basîr bir Mürîdin irâdesinin dâire-i tasarrufundadır. “Tesâdüf, şirk ve tabiat”dan teşekkül eden fesâd şebekesinin Âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına, Risale-i Nur’ca verilen karar infaz edilmiştir.

İ'lem 4

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Şeytanın ilkà etmekte olduğu vesveselerden biri:

“Yâhû, şu koyun veya inek, eğer Kadîr ve Alîm-i Ezelînin nakşı, mülkü olmuş olsa idi; bu kadar miskin bîçâre olmazlardı. Eğer bâtınlarında, içlerinde Alîm, Kadîr, Mürîd bir Sâni'in kalemi çalışmış olsaydı, bu kadar câhil, yetîm, miskin olmazlardı” diyen ve cinnî şeytanlara üstad olan ey şeytan-ı insî! Cenâb-ı Hak, herşeye lâyıkını veriyor. Ve maslahata göre veriyor. Eğer atâsı, in'âmı bu kaideden haric olsa idi, senin eşeğinin kulağı senden ve senin üstadlarından daha akıllı, daha âlim olması lâzımdı. Ve senin parmağın içinde senin şuûr ve iktidarından daha çok bir şuûr, bir iktidar yaratırdı. Demek herşeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir.

Kader, herşeye bir mikdar ve o mikdara göre bir kalıp vermiştir. Feyyâz-ı Mutlaktan aldığı feyze olan kàbiliyeti, o kalıba göredir. Ma'lûmdur ki, dâhilden harice süzülen cüz'-ü ihtiyarî mîzanıyla, ihtiyaç derecesiyle, kàbiliyetin müsâadesi ile, hâkimiyet-i esmânın nizâm ve tekàbülüyle feyz alınabilir. Maahazâ, şemsin azametini bir kabarcıkta aramak, akıllı olanın işi değildir.

İ'lem 5

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsan, hikmet ile yapılmış bir masnû'dur. Ve Sâni'in gayet hakîm olduğuna, yaptığı vuzûh-u delâlet ile sanki mücessem bir hikmet-i nakkàşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimâd etmiş bir kudret-i basîre olduğu gibi, öyle bir fiilin mahsulüdür ki, isti'dâdı irâde ettiği şeyi kendisine veriyor. Öyle bir in'âm ve ihsânın kesifidir ki, bütün hâcâtına vâkıftır. Öyle bir kaderin tersîm ettiği bir sûrettir ki, bünyesine lâzım ve münâsib şeyleri bilir, bu ma'lûmât ile herşeyin mâliki olan Mâlik’inden nasıl teğâfül eder; ve bütün cinayetlerini bilen, hâcâtını gören, vâveylâlarını işiten Semi', Basîr, Alîm, Mucîb olarak üstünde bir Rakìbin bulunmamasını nasıl tevehhüm edebilir?

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.