İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 15 / 235
15

Evet, şu teâvün kanununa ittibâen, şems, kamer, gece ve gündüz, yaz ve kış taraflarından yapılan yardımlar sâyesinde, şu hayvanların erzâkını yetiştiren nebâtât İzn-i İlâhî ile meydâna gelir. Hayvanat da emr-i Rabbânî ile beşerin ihtiyacâtını yerine getirir. Bal arısıyla ipek böceğinin insanlara yaptıkları yardımlar, bu da'vâyı isbât eder. Evet, bu gibi eşya-yı câmidenin yekdiğerine yaptıkları şu yardımlar, pek âşikâr bir delildir ki, onlar kerîm bir Müdebbir’in hademesi ve amelesi olup O’nun emriyle, izniyle iş görürler.

Sekizinci Lem'a

SEKİZİNCİ LEM'A: Gıdâ olarak mahlûkata, bilhassa hayvanata taksim edilen rızıklara dikkat lâzımdır ki, bu rızık vakt-i muayyeninde yetişir, vakt-i ihtiyaçta sevkedilir. Ve derece-i ihtiyaç nisbetinde yapılan sevkiyâtta büyük bir intizam vardır. İşte, bu umumî rızık hakkında görünen geniş ve muntazam rahmet ve inâyetler, ancak herşeyin mürebbîsi ve herşeyin müdebbiri ve herşey yed-i teshìrinde bulunan bir Zâtın hâtem-i hàssı olabilir.

Dokuzuncu Lem'a

DOKUZUNCU LEM'A: Bakınız! Âlem-i arz ve bütün cüz'iyât üstünde hâtem-i Ehadiyet bulunduğu gibi, dağınık nev'iler ve muhît unsurlar üstünde de aynen o hâtem-i Ehadiyet bulunur.

Evet, bir tarlaya tohum ekilmesinden anlaşılıyor ki, o tarla tohum sâhibinin mülküdür. Ve o tohum da, o tarla sâhibinin malıdır. Yani, o buna, bu da ona şehâdet ediyorlar.

Kezâlik, kâinâttaki masnûât, tohum gibidir. Âlem ve anâsır da tarla gibidir. Her iki tarafın lisân-ı hâlleriyle ettikleri şehâdete göre, masnûât ile âlem-i anâsır, yani tohum ile tarla ve muhît ile muhât, (hep) bir Sâni'-i Vâhid’in yed-i tasarrufundadır. Demek, ednâ bir mahlûka yapılan tasarruf-u hakîki ve zaîf bir mevcûda edilen tevcîh-i Rubûbiyet, âlem ve anâsır kabza-i tasarrufunda bulunan Zâta mahsûs olduğu gibi, herhangi bir unsurun da tedvîr ve tedbiri, bütün hayvanat ve nebâtâtı kabza-i Rubûbiyetinde tutup terbiye eden aynen o Zâta mahsûstur. İşte, hâtem-i tevhid dediğimiz budur.

Eğer bir şeye temellük etmeye niyetin varsa, meydâna çık, kendini tecrübe et, bak ne söylüyorlar! En cüz'î bir ferd: “Ancak nev'imi yaratan, beni yaratabilir” diyor. Çünkü, efrâd arasında misliyet vardır. Ve arzın her tarafında dağınık bir sûrette bulunan en küçük bir nev'i: “Beni yaratabilen ancak arzı yaratandır” söylüyor.

Arza bak ne söylüyor! Semâ ile aralarında alışverişi bulunduğu için: “Beni halk edebilen, ancak mecmû-u kâinâtı halkeden zâttır” diyor. Çünkü, aralarında tesânüd vardır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.