İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 215 / 235
215

İkinci Bürhan

İKİNCİ BÜRHÂN: Kâinât kitabıdır. Evet, şu kitabın bütün hurûfu ve bütün noktaları, efrâden ve terekküben Zât-ı Zülcelâl’in vücûd ve vahdetini, elsine-i mahsûsaları kırâat ile ﴾ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ ﴿ yi tilâvet ediyorlar. Cemî' zerrât-ı kâinât, birer birer zât ve sıfât ve sâire vücûh ile hadsiz imkânât mâbeyninde mütereddid iken; birdenbire bir ciheti takib, muayyen bir sıfatla ittisaf, mahsûs bir keyfiyetle tekeyyüf ederek hayret-bahşâ hikemi intac ettiğinden, Sâni'in vücûb-u vücûduna şehâdetle avâlim-i gaybiyenin enmûzeci olan Latîfe-i Rabbâniye içinde ilân-ı Sâni' eden, misbâh-ı îmânı ışıklandırıyorlar. Evet, bir nefer, nefsinde ve takımda ve bölükte, taburda ve orduda gibi; herbir zerre de, kendi başıyla zât, sıfât, keyfiyetindeki imkânât cihetiyle Sâni'i ilân ettiği gibi, tesâvîr-i mütedâhileye benzeyen mürekkebât-ı müteşâbike-i mütesâide-i kâinâtın, herbir makamında ve herbir nisbetinde ve herbir dâiresinde, herbir zerre, muvâzene-i cereyan-ı umumîyi muhâfaza; ve her nisbetinde ve her takımında ayrı ayrı vazifeyi îfâ ve hikmeti intac ettiklerinden Sâni'in kasd ve hikmetini izhâr ve vücûd ve vahdetinin âyâtını kırâat ettikleri için Sâni'-i Zülcelâl’in berâhini, zerrâttan kat kat ziyâde olur. Demek اَلطُّرُقُ اِلَى اللهِ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ الْخَلاَئِقِ hakikattir, mübâlağa değil; belki nâkıstır.

S: Neden aklıyla herkes göremiyor?

S: Neden aklıyla herkes göremiyor?

C: Kemâl-i zuhûrundan ve zıddın ademinden.

تَاَمَّلْ سُطُورَ الْكَائِنَاتِ فَاِنَّهَا ٭ مِنَ الْمَلَاِ الْاَعْلَى اِلَيْكَ رَسَائِلُ

Yani: “Sahife-i âlemin, eb'âd-ı vâsiasında Nakkàş-ı Ezelînin yazdığı silsile-i hâdisâtın satırlarına hikmet nazarıyla bak ve fikr-i hakikatle sarıl. Tâ ki mele-i a'lâdan uzanan şu selâsil-i resâil, seni a'lâ-yı illiyîn-i tevhide çıkarsın.” Şu kitabın hey'et-i mecmuasında, öyle parlak bir nizâm var ki, nazzâmı güneş gibi içinde tecellî ediyor. Her kelimesi, her harfi birer mu'cize-i kudret olan bu kitab-ı kâinâtın te'lifinde öyle bir i'câz var ki, bütün esbâb-ı tabîiye, farz-ı muhâl olarak muktedir birer fâil-i muhtar olsalar, yine kemâl-i acz ile o i'câza karşı secde ederek; سُبْحَانَكَ لاَ قُدْرَةَ لَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ diyeceklerdir. Herbir kelimesi bütün kelimâtıyla münâsebetdârdır. Ve her harfi, bâhusus zîhayat bir harfi, bütün cümlelere karşı müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü var olan bu kitabın öyle bir muzâaf iştibâk-ı tesânüd-ü nazmı vardır ki,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.