Maahazâ, her vakit “Fenâya hazır ol” emrini intizar eden zâil ve bekàsız maddiyâtta, şu hıfz ve muhâfaza düsturu bekà ile çok münâsebetdâr olan rûh ve mânâda da cârîdir.
İ'lem 7
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Ulûhiyetin azameti, izzeti, istiklâliyeti, herşeyin, –küçük olsun büyük olsun, yüksek olsun alçak olsun– taht-ı tasarrufunda bulunduğunu istiyor. Senin hıssetin veya hakaretin, onun tasarrufundan haric kalmasına sebeb olamaz. Çünkü senin ondan bu'dun varsa da onun senden bu'du yoktur. Veya senin bir sıfatının hakareti vücûdunun hakaretini istilzam etmez. Veya mülk cihetinin mülevves olması, melekût cihetinin de mülevves olmasını iktiza etmez. Ve kezâ, Hàlık’ın azameti, çirkin şeylerin, tasarrufundan çıkmasını istilzam etmez. Bil'akis, azamet-i hakîkiye, icâd hususunda infiradı, tasarruf cihetiyle de ihâtayı iktiza eder.
İ'lem 8
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Maddî olan bir şey, kesâfeti ne kadar fazla olursa o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez ve onları idrakten kàsırdır. Fakat nur ve nurânî şeyler, ne kadar nurâniyette terakkî ederse, o nisbette ince ve gizli şeylere nüfûzu tam ve keskin olur. Ve kezâ, ne kadar latîf olursa, o derecede maddiyâtın içlerini keşfeder. (Röntgen şuâı gibi.) Mümkinâtta mes'ele bu merkezde ise, Vâcib, Vâhid olan Nuru'l-Envâr ne derece نَافِذُ الْخَفَايَا عَالِمٌ بِالْاَسْرَارِ olacağı, bir derece anlaşıldı. Öyle ise, azameti, tam mânâsıyla ihâta, nüfûz, şümûlü iktiza ve istilzam eder.
İ'lem 9
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Ekseriyet-i mutlakayı teşkil eden avâm-ı nâsın fehimleri Kur'ânca o kadar mürâat edilmiştir ki, birkaç dereceyi, birkaç ciheti ihtiva eden bir mes'elede avâmın fehimlerine en me'nûs, en karîb ciheti ve nazarlarına en vâzıh, en zâhir dereceyi söylüyor. Çünkü, öyle olmasa, delilin neticeden hafî olması lâzımgelir. Kur'ânın kâinâttan yaptığı bahis, Hàlık’ın sıfatlarını isbât ve izâh içindir. Binâenaleyh, ne kadar cumhûrun fehmine yakın olursa irşada daha lâyık ve daha muvâfık olur. Meselâ: Hàlık’ın tasarrufâtına delâlet eden âyetlerden en zâhir, en âşikâr olan tabakayı
﴿ وَمِنْ آيَاتِـه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ ﴾
âyetiyle zikretmiştir. Hâlbuki bu tabakanın arkasında vücûhun taayyünât, teşahhusât tabakası vardır. Evvelki tabakanın fehmi, ikinci tabakanın fehminden daha yakındır. Ve kezâ, en âşikâr dereceyi
﴿ اِنَّ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّـهَارِ ﴾
âyetiyle zikretmiştir.
