Herbiri kendi nazarında “yoktur” der. Herbirinin nazarları ayrı ayrı ve nazara, perde olan esbâb dahi ayrı ayrı olabildiği için, da'vâları da ayrı ayrı olur. Birbirine kuvvet veremez. Fakat isbât edenler demiyor ki: “Benim nazarımda ve gözümde hilâl var.” Belki: “Nefsü'l-emirde, göğün yüzünde hilâl vardır, görünür” der. Görenler bütün aynı da'vâyı ve “Nefsü'l-emirde vardır” der. Demek, bütün da'vâlar birdir. Nefyedenlerin nazarları ayrı ayrı olduğundan, da'vâları da ayrı ayrı olur. Nefsü'l-emre hükmedemiyorlar. Çünkü nefsü'l-emirde nefiy isbât edilmez. Çünkü ihâta lâzımdır. وَالْعَدَمُ الْمُطْلَقُ لاَ يُثْبَتُ اِلَّا بِمُشْكِلاَتٍ عَظِيمَةٍ bir kaide-i usûldür.
Evet bir şeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfî gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lâzım gelir ki, tâ o nefiy isbât edilsin.
İşte bu sırra binâen, ehl-i küfrün bir hakikati nefyetmesi ise; bir mes'eleyi halletmek veyâhut dar bir delikten geçmek veyâhut bir hendekten atlamak misâlindedir ki, bin de, bir de, birdir. Çünkü birbirine yardımcı olamaz. Fakat isbât edenler nefsü'l-emirde hakikat-i hâle baktıkları için, müddeâları ittihâd ediyor, kuvvetleri birbirine yardım eder. Büyük bir taşın kaldırılmasına benzer ki, ne kadar eller yapışsa daha ziyâde kaldırması kolay olur ve birbirinden kuvvet alır.
Yedinci Nota
YEDİNCİ NOTA: Ey Müslümanları dünyaya şiddetle teşvik eden ve san'at ve terakkiyât-ı ecnebiyeye cebr ile sevk eden bedbaht hamiyet-fürûş! Dikkat et! Bu milletin bazılarının din ile bağlandıkları râbıtalar kopmasın! Eğer böyle ahmakàne, körü körüne topuzların altında bazıların dinden râbıtaları kopsa, o vakit hayat-ı ictimâiyede bir semm-i kàtil hükmünde o dinsizler zarar verecekler. Çünkü mürtedin vicdânı tamam bozulduğundan, hayat-ı ictimâiyeye zehir olur. Ondandır ki, ilm-i usûlde mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Kâfir eğer zimmî olsa veya musâlaha etse, hakk-ı hayatı var” diye Usûl-i Şerîatın bir düsturudur. Hem Mezheb-i Hanefiyede, ehl-i zimmeden olan bir kâfirin şehâdeti makbûldür. Fakat fâsık merdudu'ş-şehâdettir. Çünkü hâindir.
Ey bedbaht fâsık adam! Fâsıkların kesretine bakıp aldanma. Ve “Ekseriyetin efkârı benimle beraberdir” deme! Çünkü fâsık adam, fıskı isteyerek ve bizzat taleb edip girmemiş. Belki içine düşmüş çıkamıyor... Hiçbir fâsık yoktur ki, sâlih olmasını temennî etmesin ve âmirini ve reisini mütedeyyin görmek istemesin. İllâ ki, –El-iyâzü Billâh!– irtidat ile vicdânı tefessüh edip, yılan gibi zehirlemekten lezzet alsın.
Ey divâne baş ve bozuk kalb! Zanneder misin ki: “Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar. Veyâhut düşünmüyorlar ki, fakr-ı hâle düşmüşler
