bırakılmıştır. Buna binâen küllî bir nev'i şuûr sâhibi olur ki, Sultan-ı Ezelin azamet ve haşmetinin şa'şaasını idrak ediyor.
Evet, mâşukun hüsnü, âşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkàş-ı Ezelînin rubûbiyeti de insanın nazarını iktiza eder ki, hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunsun.
Evet, gül ve çiçeklerin yüzlerini güzelleştiren zât, nasıl o güzel yüzlere arılardan, bülbüllerden istihsân âşıkları icâd etmesin. Ve güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştâkları da yaratır.
Kezâlik, bu âlemi şu kadar zînetler ile, nakışlar ile tezyîn eden Mâlikü'l-Mülk, elbette ve elbette o hàrika, antika, mu'cize manzaraları, zînetleri, seyircilerden, müşâhidlerden âşık ve müştâklardan, ârif dellâllardan hàlî bırakmayacaktır. İşte câmiiyeti dolayısıyla insan-ı kâmil, halk-ı eflâke ille-i gâiye olduğu gibi, halk-ı kâinâta da semere ve netice olmuştur.
İ'lem 28
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Eşya arasındaki tevâfuk, Sâni'in Vâhid, Ehad olduğuna delâlet ettiği gibi, aralarında bulunan muntazam tehâlüf de, Sâni'in Muhtar ve Hakîm olduğuna şehâdet eder. Meselâ: Hayvanların, bilhassa insanların esâs a'zâlarındaki tevâfuk, bilhassa çift a'zâlardaki temâsül, Hàlık’ın vahdetine bürhân olduğu gibi, keyfiyetler ve şekillerdeki tehâlüf de Hàlık’ın ihtiyar ve hikmetine delâlet eder.
İ'lem 29
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Mahlûkatın en zâlimi insandır. İnsan kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmeti ve menfaati olan şeyleri hem sever, hem kıymet verir. Semeresinden istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur. Aksi hâlde ne sever ve ne kıymet verir. Ve kezâ, hayatın icâdında ille-i gâiyenin yalnız hayat olduğunu bilir. Cenâb-ı Hakk’ın icâd ettiği “hayy”larda hedef ittihàz ettiği binlerce hikmetlerinden haberi yok. Acaba imkân ve ihtimalden haric midir ki, âlemde görünen şu eşya-yı hàrika daha garîb, daha hàrika ve daha mu'cize, melekûtî, berzahî, misâlî şeylere bazı nümûne ve bazı esâslar olmasın?
İ'lem 30
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cenâb-ı Hak kâinâtı teşkil eden zerrâtı şerîat-ı fıtriyesine musahhar ve mutî' ve evâmir-i tekvîniyesine de münkàd ve mümtesil kılmıştır. Bir arı, “Kün” emrine imtisalen matlûb bir şekle girdiği gibi, herhangi bir hayvan da aynı emre imtisalen irâde edilen vaziyetlere girer.
İ'lem 31
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Şems, kamer, yıldız, arz gibi ecrâmı kabzasında tutan kudret, o ecrâmı öyle bir sühûletle tanzim etmiştir ki, dağılan tesbih tanelerini ipe dizen adam gibi, ne bir acz görmüştür ve ne başkasının yardımına ihtiyaç olmuştur.
