İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 42 / 235
42

olamaz. Ve o âsârı görünen inâyetten daha ecmel bir inâyet kàbil değil. Ve o emârâtı görünen adâletten daha ecell bir adâlet yoktur. Ve o semerâtı görünen merhametten daha eşmel bir merhamet tasavvur edilemez. Öyle ise, o sultanın memleketinde dâimî mekânlar, sâbit meskenler, dâimî ve mukîm sâkinler bulunmazsa, şu görünen hikmet, inâyet, merhamet ve adâletin, kalb ve fikir sâhiblerince inkârları lâzım gelir. Ve aynı zamanda o ef'âl-i hakîme sâhibinin, –hâşâ!– sefîh, zâlim olmasını istilzam eder. Bu ise, hakikati zıddına kalbeden bir muhâldir.

Ey sözlerimi dinleyen arkadaş! Haşrin vücûduna ve vukû'una dair delillerin, şu zikredilen kısma, emârelere münhasır olduğunu zannetme. Kur'ân-ı Kerîm’in gösterdiği gayr-ı mütenâhî emârelerden istihrâc edilen hakikat şudur ki: Hàlık’ımız, şu muvakkat dünya meşherlerinde dâimî olan rubûbiyetinin sâbit karargâhına bizleri nakledecektir. Ve bu seyyâl memleketi sermedî bir memlekete tebdil edecektir. Ve yine zannetme ki, haşir ve âhireti iktiza eden, esmâ-i hüsnâdan yalnız “Hakîm, Kerîm, Rahîm, Âdil, Hafîz” isimleridir. Belki, kâinâtın tedbiriyle alâkadar olan herbir isim, âhiret ve haşri iktiza eder.

Hülâsa

Hülâsa: Haşir mes'elesi öyle bir hakikattir ki, celâliyle, cemâliyle, esmâsıyla Hàlık-ı Zîşan, bütün kütüb-ü semâviye ile enbiyâ ve evliyâ ve asfiyânın icmâlarını tazammun eden Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân ve Fahr-i Kâinât Hazret-i Muhammed (A.S.M.) –ekmelü'l-halk ve eşrefü'l-insan– haşrin geleceğine ittifakla hükmettikleri gibi, şu kâinât dahi, bütün âyâtıyla ve kelimâtıyla haşrin vücûd ve icâdına şehâdet ediyor. Hattâ herbir cüz'ün, cüz'î olsun küllî olsun, cüz' olsun küll olsun, iki vechi vardır. Bir vecihle Hàlıka bakar, vahdâniyete delâlet eder. Diğer vecihle de âhirete nâzırdır ki, haşrin, âhiretin vücûdlarını ister.

Meselâ: Bir insan kendi vücûduyla, hüsn-ü san'atıyla Sâni'in vücûb-u vücûduna ve vahdetine delâlet ettiği gibi; âmâl ve isti'datları ebede kadar uzandığı hâlde pek sür'atle ölüm ve zevâli, âhiretin vücûduna delâlet eder. Bütün mevcûdâtta görünen intizam-ı hikmet, tezyîn-i inâyet, taltif-i rahmet, tevzîn-i adâlet, Sâni'-i Hakîm’in vücûd ve vahdetine şâhid oldukları gibi, âhiretin ve saâdet-i ebediyenin de icâd ve vücûdlarına delâlet ederler.

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ اَهْلِ السَّعَادَةِ وَاحْشُرْنَا فِى زُمْرَةِ السُّعَدَاءِ وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ السُّعَدَاءِ بِشَفَاعَةِ نَبِيِّكَ الْمُخْتَارِ فَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلٰى آلِهِ كَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَتِكَ وَبِحُرْمَتِهِ آمِينَ آمِينَ آمِينَ ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.