devamla onunla beraber kalmak istiyor. Ve onun hakkında tam mânâsıyla fenâ olur. Ve en büyük ve en devamlı şeylerin peşindedir, talebindedir. Hâlbuki umûr-u dünyeviyeden herhangi bir emir olursa, kalbin istek ve âmâline nazaran bir kıl kadardır. Demek kalb, ebedü'l-âbâda müteveccih açılmış bir penceredir. Bu fânî dünyaya râzı değildir.
İ'lem 8
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kur'ân, semâdan nâzil olmuştur. Ve O’nun nüzûlüyle semâvî bir mâide ve bir sofra-i İlâhiye de nâzil olmuştur. Bu mâide, tabakàt-ı beşerin iştihâ ve istifadelerine göre ayrılmış safhaları hâvîdir. O mâidenin sathında, yüzünde bulunan ilk safha tabaka-i avâma aittir.
Meselâ: ﴾ اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا ﴿ âyet-i kerîmesi, beşerin birinci tabakasına şu mânâyı ifhâm ve ifâde ediyor: Semâvât, ayaz, bulutsuz, yağmuru yağdıracak bir kàbiliyette olmadığı gibi, arz da kupkuru, nebâtâtı yetiştirecek bir şekilde değildir. Sonra ikisinin de ﴾ رَتْقًا ﴿ yani yapışıklıklarını izâle ve fetk ettik. Birisinden sular inmeye, ötekisinden nebâtât çıkmaya başladı. Mezkûr âyetin ifâde ettiği şu mânâya delâlet eden: ﴾ وَ جَعَلْنَاَ مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَىٍّ ﴿ âyet-i kerîmesidir. Çünkü, hayvanî ve nebâtî olan hayatları koruyan gıdâlar, ancak arz ve semânın izdivâcından tevellüd edebilir.
Mezkûr âyetin tabaka-i avâma ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır ki: Nur-u Muhammediye’den (A.S.M.) yaratılan madde-i acîniyeden, seyyârât ile şemsin o nurun mâcun ve hamurundan infisal ettirilmesine işârettir. Bu safhayı delâletiyle te'yid eden اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ نُورِى olan hadîs-i şerîfidir.
İkinci misâl: ﴾ اَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ ﴿ olan âyet-i kerîmenin tabaka-i avâma ait safhasında şu mânâ vardır:
“Onlar, daha acîb olan birinci yaratılışlarını şehâdetle ikrar ettikleri hâlde, daha ehven, daha kolay ikinci yaratılışlarını uzak görüyorlar.” Şu safhanın arkasında haşir ve neşrin pek kolay olduğunu tenvir eden büyük bir bürhân vardır.
Ey haşir ve neşri inkâr eden kafasız! Ömründe kaç defa cismini tebdil ediyorsun. Sabah ve akşam elbiseni değiştirdiğin gibi her senede bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdîd ediyorsun, haberin var mıdır? Belki her senede, her günde cisminden bir kısım şeyler ölür, yerine emsâli gelir. Bunu hiç düşünemiyorsun. Çünkü, kafan boştur. Eğer düşünebilseydin, her vakit âlemde binlerce nümûneleri vukû'a gelen haşir ve neşri inkâr etmezdin. Doktora git, kafanı tedâvi ettir.
