Sonra arkadaşlarından başka çeşit cevherin bahsini işittiğinde onların buldukları cevâhirin, kendi bulduğu elmasın nakışları olduklarını tahayyül eder. Diğeri kürevî bir yâkutu bulur. Öteki arkadaşı da başka bir çeşidini buluyor. Ve hâkezâ herbirisi definenin esâs müştemilâtı kendi bulduğu çeşitten ibaret olduğunu ve arkadaşlarının buldukları çeşitler de definenin zevâid ve teferruâtından olduğunu i'tikàd eder. Mes'ele bu şekle girmekle muvâzene kayıp ve tenâsüb zâil olur. Sonra mes'elenin hakikatini keşf ve izâh için te'vilât ve tekellüfata başlarlar. Hattâ definenin inkârına bile zehâb eden olur.
Evet; Sünnet-i Seniye ile muvâzene yapılmazdan evvel, hemen meşhûdâtına i'timâd eden İşrâkìyyûn ile mutasavvifenin eserlerini teemmül eden zâtlar, şu söylediğime hak verir. Bilâ-tereddüd kabûl ederler.
Arkadaş! Kur'ân da o defineyi keşfetmek için o denize dalmıştır. Fakat Kur'ân’ın gözü açık olduğundan, defineyi tamamıyla ihâta ile görmüştür. Ve hakikate uygun bir tarzda tenâsüb ve muvâzeneye riâyet ederek kemâl-i intizam ve ıttırâd ile hakikati izhâr etmiştir.
Arkadaş! Nev'-i beşerde envâen dalâlete düşen fırkaların sebeb-i dalâletleri, imâmlarının kusurudur. Evet, imâmları bâtından bahsetmişlerse de meşhûdâtlarına i'timâd ve iktifâ ederek esnâ-i tarîkten dönmüşlerdir ve حَفَظْتَ شَيْئًا وَغَابَتْ عَنْكَ اَشْيَاءُ kavline mâsadak olmuşlardır.
İ'lem 4
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cenâb-ı Hak seni ademden vücûda ve vücûdun pek çok eşkâl ve vaziyetlerinden en yükseği müslim sıfatıyla insan sûretine getirmiştir. Mebde'-i hareketin ile son aldığın sûret arasında müteaddid vaziyetlerin, menzillerin ve etvâr ve ahvâlin herbirisi sana ait ni'metler defterine kaydedilmiştir. Bu itibarla, senin geçirmiş olduğun zaman şeridine elmas gibi ni'metler dizilmiş, tam bir gerdânlık veya ni'metlerin envâ'ına bir fihriste şeklini veriyor. Binâenaleyh, geçirmiş olduğun vücûdun her menzilinde ve vaziyetinde, etvârında, ahvâlinde: “Nasıl bu ni'mete vâsıl oldun? Ne ile müstehak oldun? Ve şükründe bulundun mu?” diye suâle çekileceksin. Çünkü, vukû'a gelen hâller suâle tâbidir. Amma imkânda kalıp vukû'a gelmeyen şeyler suâle tâbi değildir. Geçirmiş olduğun ahvâl, vukûâttır. Gelecek ahvâlin ademdir. Vücûd mes'ûldür, adem ise mes'ûl değildir. Öyle ise, mâzide şükrünü edâ etmediğin ni'metlerin şükrünü kazâ etmek lâzımdır.
İ'lem 5
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsanı havalandırıp başaşağı felâkete atan şöyle bir hâl var:
