vardır ki, maksûd-u bizzat o hususî tavırdır. Sâir tavırlar ise, tebeîdirler. Binâenaleyh, meselâ Hàlık’ın âsârından cemâdâta baktığın zaman azamet ve kudreti kasdına hedef yap. Başka isimlerin tecelliyâtını teb'an düşün. Hayvanata bakarken merhamet kasdıyla bak. Sâir tecelliyâta tebeî bir nazar ile bak.
İ'lem 18
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kur'ân-ı Kerîm, bütün insanlara rahmettir. Çünkü herbir insanın şu hakîki âlemden kendisine mahsûs hayâlî bir âlemi olduğu gibi, herkes kendi meşrebine göre Kur'ân’dan fehm ve iktibas ettiği (hâfızasında) kendisine hàs bir Kur'ân vardır ki, onun rûhunu terbiye, kalbini tedâvi eder.
Ve kezâ, Kur'ân-ı Kerîm’in bir meziyeti şudur ki: Bütün ulemâ ve ehl-i meşreb gibi herkes hidayeti için, şifâsı için müteaddid sûrelerden ayrı ayrı âyetleri ahzedebilir. Çünkü, bir âyetin sâir Âyât-ı Kur'âniye ile pek ince münâsebetleri, ittisal cihetleri vardır. Aralarında vahşet yoktur. Bu itibarla müteaddid sûrelerden alınan âyetler küçük bir Kur'ân hükmünde olur.
İ'lem 19
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلَّا بِاللهِ cümle-i mukaddesesi, insanın, zerre vaziyetinden, insan-ı mü'min sûretine gelinceye kadar câmidiyet, nebâtiyet, hayvaniyet, insaniyet gibi geçirdiği etvâr ve ahvâline nâzırdır. Şu menzillerde insanın letâifi pek çok elem ve emellere ma'rûzdur. Maahazâ, havl ve kuvvetin müteallikleri zikredilmeyerek mutlak bırakılmıştır. Binâenaleyh bu cümle, tesellî-bahş olup şümûlü dâhilinde olan makamlara göre tefsir edilir. Meselâ:
1 – لاَ حَوْلَ عَنِ الْعَدَمِ وَلاَ قُوَّةَ عَلَى الْوُجُودِ اِلَّا بِاللهِ “Ademden çıkıp vücûda gelmek.”
2 – لاَ حَوْلَ عَنِ الزَّوَالِ وَلاَ قُوَّةَ عَلَى الْبَقَاءِ اِلَّا بِاللهِ “Zevâle gitmeyip bekàda kalmak.”
3 – لاَ حَوْلَ عَنِ الْمَضَرَّةِ وَلاَ قُوَّةَ عَلَى النَّفْعِ اِلَّا بِاللهِ “Mazarratı def', menfaati celb.”
4 – لاَ حَوْلَ عَنِ الْمَصَائِبِ وَلاَ قُوَّةَ عَلَى الْمَطَالِبِ اِلَّا بِاللهِ “Musîbetten uzak olup, matlûba nâil olmak.”
