İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 128 / 235
128

Öyle ise, ilm-i ezelî imkânî vücûdlara âyine olduğu gibi, imkânî vücûdlar da vücûd-u vücûbîye âyinedir. Sonra o imkânî vücûdlar, ilm-i ezelîden vücûd-u haricîye intikal etmişlerse de, vücûd-u hakîki mertebesine vâsıl olmamışlardır.

İ'lem 2

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kevn ve vücûd sahasında durup, ahvâl-i âleme dikkat eden adam, hadsî bir sür'atle anlar ki: Te'sir ve fâiliyet, latîf, nurânî, mücerred olan şeylerin şe'ni olduğu gibi; infiâl, kàbiliyet, teessür de maddî, kesif, cismânî şeylerin hàssasıdır. Evet, misâl olarak semâdaki nur ile yerdeki şu kocaman dağa bak. O nur semâda iken ziyâsıyla yerde iş görür, fa'âliyettedir. O dağ ise, azametiyle beraber fa'âliyetsiz yerinde oturuyor. Ne bir te'siri var ve ne de bir fiili var.

Ve kezâ, eşya arasında vukû'a gelen fiillerden anlaşılıyor ki, hangi bir şey latîf, nurânî ise, sebeb ve fâil olmaya kesb-i liyâkat eder. Kesâfeti nisbetinde de infiâl ve müsebbebiyet mertebesine yaklaşıyor. Bundan anlaşılıyor ki, esbâb-ı zâhiriyenin Hàlık’ıyla, müsebbebâtın mûcidi, ancak ve ancak nuru'l-Envâr, Sâni'-i Ezelî’dir.

İ'lem 3

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Tefekkür gafleti izâle eder. Dikkat, teemmül, evhâm zulümâtını dağıtıyor. Lâkin nefsinde, bâtınında, hususî ahvâlinde tefekkür ettiğin zaman derinden derine tafsilât ile tedkîkàt yap. Fakat âfâkî, haricî, umumî ahvâlâta teemmül ettiğin vakit, sathî, icmâlî düşün, tafsilâta geçme. Çünkü, icmâlde, fezlekede olan kıymet ve güzellik tafsilâtında yoktur. Hem de âfâkî tefekkür, dipsiz denize benziyor, sâhili yoktur. İçine dalma boğulursun.

Arkadaş! Nefsî tefekkürde tafsilâtlı, âfâkî tefekkürde ise icmâlî yaparsan, vahdete takarrüb edersin. Aksini yaptığın takdirde kesret fikrini dağıtır. Evhâm seni havalandırır, enâniyetin kalınlaşır. Gafletin kuvvet bulur, tabiata kalbeder. İşte dalâlete îsâl eden kesret yolu budur.

İ'lem 4

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsan ne kadar câhil ve gâfildir. Ne kadar yolunu şaşırmış, nefsine zarar veriyor. Dokuz vecihle menfaati muhakkak, yalnız bir vecihle zararı mevhûm olan büyük bir hayr-ı azîmi terk, dalâleti irtikâb eder. Evet, sofestâinin bir şübhesi için, binlerce menfaat delilleri olan hidayeti terkediyor.

Hâlbuki insan çok vehham, ihtiyatlı olduğuna nazaran, dünyevî bir işte onda bir zarar ihtimali varsa ictinâb eder. Âhiret işi olursa, onda dokuz zarar ihtimali olduğu hâlde, ictinâb etmez. İşte cehâlet bu kadar olur.

İ'lem 5

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Rûh-u insanî gayr-ı mütenâhî ihtiyaçlara giriftâr, gayr-ı mütenâhî elemlere mahaldir. Gayr-ı mahsur lezzetlere iştihâlıdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.