İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 23 / 235
23

timsâli, hakikat-i insaniyenin şerefi, şecere-i hilkatin en kıymetdâr ve kıymetli bahâdar bir semeresidir. Tebliğ ettiği dini de hàrika bir sür'atle şark ve garbı ihâta etmiş, nev'-i beşerin beşte biri kabûl etmiştir. Acaba böyle bir zâtın da'vâlarında, nefis ve şeytanın münâkaşa ve i'tirâzlarına bir imkân var mıdır?

Yedinci Reşha

YEDİNCİ REŞHA: Arkadaş! O zâtı harekete getirip o inkılâbları kendisine yaptıran ancak bir kuvve-i kudsiyedir. Evet, bilhassa Cezîretü'l-Arab’ta yaptığı inkılâb ve icraata bak!..

O sahrâlarda, o çöllerde, âdetlerini muhâfazada çok müteassıb ve asabiyetlerinde fevkalâde inatçı ve kasâvet-i kalb ve merhametsizlikte emsâlsiz ve hattâ diri diri kızlarını toprağa gömüp öldürürlerken müteessir bile olmayan pek çok vahşî kavimler oturmakta idiler. O zât-ı nurânî, kısa bir zamanda, o kavimlerin ahlâk-ı seyyielerini kaldırarak ahlâk-ı haseneyle tebdil ettirdi. Hattâ, O zât-ı mürşidin (A.S.M.) telkin ettiği îmân nuru sâyesinde, o vahşî insanlar, insan âleminde insanlara muallim oldular. Ve medeniyet dünyasında, medenîlere üstad oldular. O Zâtın (A.S.M.) şu kadar geniş ve azîm saltanatı, yalnız zâhirî bir saltanat değildir. Daha geniş ve daha derin yerde saltanat-ı bâtıniyesi vardır ki, bütün kalbleri ve akılları kendisine cezb ve celbetmiştir. Ve bütün rûhları ve nefisleri teshìr etmiştir ki, kalblere mahbûb, akıllara muallim ve tenvir edici ve nefislere mürebbî ve rûhlara sultan olmuş ve olmaktadır.

Sekizinci Reşha

SEKİZİNCİ REŞHA: Arkadaş! Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, bir şeyi tiryâkisinden ref'etmek pek zahmettir. Hattâ büyük bir hâkim, büyük bir azîm ile, küçük bir kavimde i'tiyâd edilen bir hasleti kaldırmakta büyük müşkülâta rastgelir. Hâlbuki bu zât-ı nurânî; pek çok âdetleri, pek çok asabî, inatçı kavimlerden, cüz'î bir kuvvetle, kısa bir zamanda kaldırarak, yerlerini yüksek, nezîh ahlâk ve âdetler ile doldurmuştur.

Evet, Hazret-i Ömer İbnü'l-Hattâb (Radıyallahu teâlâ anh)’ın İslâ­miyetten evvel ve sonraki hâlleri bu mes'eleye güzel bir misâldir. Bunun gibi, icraat-ı esâsiyesinden binlerce hàrikalar vardır. O zâtın, o zamandaki icraatına hàrika diyoruz. Acaba bu zamanın yüzlerce feylesofları, o zamanda, o vahşet-âbâd cezîreye gidip, pek uzun zamanlarda o vahşîleri ıslah için çalışsalar, O zât-ı mürşid’in bir senede muvaffak olduğu kadar, onlar elli senede muvaffak olabilirler mi? Hâşâ!..

Dokuzuncu Reşha

DOKUZUNCU REŞHA: Arkadaş! Aklı başında olan bir adam münâzaralı da'vâlarda yalan söyleyemez. Çünkü, bilâhare yalanının açığa çıkıp mahcûb olmasından korkar. Ve kezâ, bir insan yalan söylediği

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.