Remz 16
Remz
Arkadaş! Nefsin vücûdunda bir körlük vardır. O körlük, vücûdunda zerre-miskàl kaldıkça hakikat güneşinin görünmesine mâni bir hicâb olur. Evet, müşâhedemle sâbittir ki; kat'î, yakìnî bürhânlar ile deliller dolu olan büyük bir kalede, küçük bir taşta bir za'fiyet görünürse, o kör olası nefis o kaleyi tamamen inkâr eder. Altını üstüne çevirir. İşte nefsin cehâleti, hamâkati, bu gibi insafsızca tahribâttan anlaşılır.
Remz 17
Remz
Ey insan! Senin vücûdunun sahasında yapılan fiiller ve işlerden senin yed-i ihtiyarında bulunan, ancak binde bir nisbetindedir. Bâkî kalan Mâlikü'l-Mülk’e aittir. Binâenaleyh, kendi kuvvetine göre yük al. Yoksa altında ezilirsin. Kıl kadar bir şuûr ile büyük taşları kaldırmak teşebbüsünde bulunma. Mâlikinin izni olmaksızın O’nun mülküne el uzatma. Binâenaleyh gafletle, kendi hesabına bir iş yaptığın zaman, haddini tecâvüz etme. Eğer Mâlikin hesabına olursa istediğin şeyi al ve yap. Fakat izin ve meşîet ve emri dâiresinde olmak şartıyla... İzin ve meşîetini de Şerîatından öğrenirsin.
Remz 18
Remz
Ey şân ve şerefi, nâm ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O belâ ve musîbete düşersen ﴾ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ ﴿ de, o belâdan kurtul... ∗∗∗
