Üçüncüsü: Ömür az, sefer uzun, yol tedâriki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elîm elemlere ma'rûz kalmaktır. Öyle ise, bu gaflet ü nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki, Allah seni görmesin. Veya sen O’nu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilât-ı fâniyeye ihtimam ve bâkiyât-ı dâimeden teğâfül edeceksin?
İ'lem 20
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cenâb-ı Hakk’a hamdler, şükürler olsun ki, mesâil-i nahviyeden isim ile harf arasındaki manevî fark ile çok mühim mes'eleleri bana öğretmiştir. Şöyle ki:
Harf, gayrın mânâsını izâh için bir âlet, bir hàdim olduğu gibi, şu mevcûdât da esmâ-i hüsnânın tecelliyâtını izhâr, ifhâm, izâh için bir takım İlâhî mektûblardır ki, içlerinde yazılı delâil, berâhin, havârık, mu'cize-i kudrettir. Mevcûdât bu vechile nazara alınması; ilim, îmân, hikmettir. Şâyet, isim gibi müstakil ve maksûd-u bizzat cihetiyle bakılırsa; küfran ve cehl-i mürekkeb olur.
Ve kezâ, mesâil-i mantıkıyeden “küllî” ile “küll” arasındaki fark ile Rubûbiyete dair çok mes'eleleri öğrenmiş bulunuyorum. Cemâl ile Ehadiyet كُلِّىٌّ ذُو جُزْئِيَّاتٍ şümûlüne dâhildir. Celâl ile Vâhidiyet كُلٌّ ذُو اَجْزَاءٍ ünvânına dâhildir.
İ'lem 21
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Dünya, âlem-i âhirete bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede âlem-i âhiretin mühim mes'elelerine olan işâretlerden biri, cismânî olan rızıklardaki lezzetlerdir. Bu fânî, rezîl, zelîl dünyada bu kadar ni'metleri ihsâs ve ifâza etmek için insanın vücûdunda yaratılan havâs, hissiyat, cihâzât, a'zâ gibi âlât ve edevâtından anlaşılır ki, âlem-i âhirette de ﴾ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ ﴿ kasırların altında, ebediyete lâyık cismânî ziyâfetler olacaktır.
İ'lem 22
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf bir belâ, bir elem olur. Muhabbet bir musîbet gibi olur. Zîra o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da, ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez. Binâenaleyh, havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir. Fâtır-ı Hakîme tevcîh et ki, havfın O’nun merhamet kucağına –çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi– lezîz bir tezellül olsun. Muhabbetin de saâdet-i ebediyeye vesile olsun.
İ'lem 23
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Sen şecere-i hilkatin ya bir semeresi veya bir çekirdeğisin. Cismin itibariyle küçük, âciz, zaîf bir cüz'sün. Lâkin Sâni'-i Hakîm lütfuyla, latîf san'atıyla seni “cüz'”lükten “küllî”liğe çıkartmıştır.
