İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 145 / 235
145

güyâ küre-i arz kendisi o zikri söylüyor, o duâyı ediyor ve aktârıyla namaz kılıyor. Ve etrafıyla semâvâtın fevkınde izzet ve azametle nâzil olan اَقِيمُوا الصَّلَوةَ emrini küre-i arz imtisal ediyor. Bu sırr-ı ittihâd ile, kâinât içinde bir zerre gibi zaîf, küçük bir mahlûk olan şu insan, ubûdiyetin azameti cihetiyle Hàlık-ı arz ve semâvâtın mahbûb bir abdi ve arzın halifesi, sultanı ve hayvanatın reisi ve hilkat-i kâinâtın neticesi ve gayesi oluyor.

Evet, eğer namazların arkasında, hususan bayram namazlarında, bir ânda Allâhuekber diyen yüzer milyon insanların sesleri, âlem-i gaybda ittihâd ettikleri gibi, âlem-i şehâdette dahi birbirleriyle ittihâd edip ictimâ' etse, küre-i arz tamamıyla büyük bir insan olup, azametine nisbeten büyük bir sadâyla söylediği Allâhuekber’e müsâvî geldiğinden, o muvahhidînin ittihâdıyla bir ânda Allâhuekber demeleri, küre-i arzın büyük bir AllâhuEkber’i hükmüne geçiyor... Âdeta bayram namazlarında Âlem-i İslâmın zikir ve tesbihiyle zemin zelzele-i kübrâya mazhar olup, aktâr u etrafıyla Allâhuekber deyip, kıblesi olan Kâbe-i Mükerreme’nin samîmî kalbiyle niyet edip, Mekke ağzıyla, Arefe diliyle Allâhuekber diyerek, o tek kelime etraf-ı arzdaki umum mü'minlerin mağara-misâl ağızlarındaki havada temessül ediyor. Bir tek Allâhuekber kelimesinin aks-i sadâsıyla hadsiz Allâhuekber vukû' bulduğu gibi, o makbûl zikir ve tekbir, semâvâtı dahi çınlatıp berzah âlemlerine de temevvüc ederek sadâ veriyor.

İşte bu arzı böyle kendine sâcid ve âbid ve ibâdına mescid ve mahlûklarına beşik ve kendine müsebbih ve mükebbir eden Zât-ı Zülcelâl'e, yerin zerrâtı adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcûdât adedince hamd ediyoruz ki, bize bu nev'i ubûdiyeti ders veren Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ına ümmet eylemiş.

Onuncu Nota

ONUNCU NOTA: Bil ey gâfil, müşevveş Said! Cenâb-ı Hakk’ın nur-u mârifetine yetişmek ve bakmak ve âyât ve şâhidlerin âyinelerinde cilvelerini görmek ve berâhin ve deliller mesâmâtıyla temâşâ etmek iktiza ediyor ki, senin üstünden geçen, kalbine gelen ve aklına görünen her bir nuru tenkid parmaklarıyla yoklama ve tereddüd eliyle tenkid etme! Sana ışıklanan bir nuru tutmak için elini uzatma! Belki gaflet esbâbından tecerrüd et, onlara müteveccih ol; dur. Çünkü ben müşâhede ettim ki, mârifetullâhın şâhidleri, bürhânları üç çeşittir.

Bir kısmı: Su gibidir. Görünür, hissedilir, lâkin parmaklarla tutulmaz. Bu kısımda hayâlattan tecerrüd etmek, külliyetle ona dalmak gerektir. Tenkid parmaklarıyla tecessüs edilmez; edilse akar, kaçar. O âb-ı hayat, parmağı mekân ittihàz etmez.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.