O ferdi irzâ etmekte o bin hikmetin iğdâbı vardır. Bir ferdi râzı etmek için bin hikmet fedâ edilemez.
﴿ وَ لَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ ﴾
Eğer her ferdin keyfine göre hareket edilirse, dünyanın nizâm ve intizamı fesâda gider.
Ey müteşekkî! Sen nesin? Neye binâen i'tirâz ediyorsun? Cüz'î hevesini külliyat-ı kâinâta mühendis mi yapıyorsun? Kokmuş olan zevkini ni'metlerin derecelerine mikyâs ve mîzan mı yapıyorsun? Ne biliyorsun ki, zannettiğin ni'met nıkmet olmasın. Senin ne kıymetin var ki, sineğin kanadına muvâzi olmayan hevesini tatmin ve teskin için felek çarklarıyla hareketten teskin edilsin!..
İ'lem 3
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cesedin bir uzvundaki bir hüceyrede yapılan tasarruf, en evvel cesedi tasavvur etmeye mütevakkıftır. Çünkü, küllün nakışlarıyla, ahvâliyle cüz'ün çok alâka ve münâsebetleri vardır. Öyle ise, cüz'de tasarruf, Hàlık-ı Küllün emri altındadır.
İ'lem 4
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Hevâm, balık gibi küçük hayvanların yumurtalarını, haşerât ve nebâtâtın tohumlarını, pek büyük bir rahmetle, bir lütûf ile, bir hikmetle hıfzeden Sâni'-i Hakîmin hâfiziyetine lâyık mıdır ki, âhirette semere veren ağaçlara çekirdek olacak a'mâlinizi hıfzetmesin, ihmal etsin? Hâlbuki, sen hâmil-i emânet, halife-i arzsın.
Evet, herbir zîhayatta bulunan hıfzu'l-hayat hissi, vücûdun ebedî bir bekàya –İsm-i Hayy, Hafîz, Bâkînin tecellîsiyle– incirâr edeceğine delâlet eder.
İ'lem 5
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Bir incir tohumunu tavırdan tavıra hıfzeden, devirden devire himâye eden, inhilâlden vikàye eden ve o tohumda incir ağacının teşkilâtına lâzım olan esâsları kemâl-i ihtimam ile muhâfaza eden, elbette ve elbette, halife-i arz ünvânını alan nev'-i beşerin a'mâlini ihmal etmez, hıfzeder.
İ'lem 6
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Lafızların tebeddülüyle mânâ tebeddül etmez, bâkî kalır. Kabuk parçalanır, lübb bâkî ve sağlam kalır. Libâsı yırtılır, cesedi sağlam, bâkî kalır. Cesed ölüp dağılırsa da rûh bâkî kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enâniyet genç kalır. Çokluk, cemâat dağılır amma, vâhid-i ferd bâkî kalır. Kesret bozulur, vahdet bâkîdir. Madde kırılır, nur bâkîdir. Binâenaleyh, ömrün bidâyetinden sonuna kadar devam eden mânâ, çok cesetleri tebeddül ve tavırdan tavıra intikal ve devirden devire yuvarlandığı hâlde vahdetini, bekàsını muhâfaza ettiği gibi, ölüm hendeğini de atlayarak sâlimen ebed yoluna devam edecektir.
