alamazsın, dâima rahatsız olursun. Çünkü, noksanları tedârik, mevcûdları telef olmaktan muhâfaza ile dâima evhâm, korkular, meşakkatlere mahal olursun. Hâlbuki, o ni'metler, Mün'im-i Kerîmin taahhüdü altındadır. Senin işin, O’nun sofra-i ihsânından yiyip içmekle şükretmektir. Şükürde bir zahmet yoktur. Bil'akis ni'metin lezzetini arttırır. Çünkü şükür, ni'mette in'âmı görmek demektir. İn'âmı görmek, ni'metin zevâlinden hâsıl olan elemi def'eder. Zîra ni'met zâil olduğundan Mün'im-i Hakîki onun yerini boş bırakmaz, misliyle doldurur ve teceddüdünden lezzet alırsın.
Evet; ﴾ وَآخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿ olan âyet-i kerîme, hamdin ayn-ı lezzet olduğuna delâlet eder. Çünkü, hamd, in'âm şeceresini, ni'met semeresinde gösterir. Ve bu vesile ile zevâl-i ni'metin tasavvurundan hâsıl olan elem zâil olur. Çünkü, şecerede çok semere vardır, biri giderse, ötekisi yerine gelir. Demek hamd, ayn-ı lezzettir.
İ'lem 14
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Âfâkî ma'lûmât, yani hàriçten, uzaklardan alınan ma'lûmât, evhâm ve vesveselerden hàlî olamıyor. Amma, bizzat vicdânî bir şuûra mahal olan enfüsî ve dâhilî ma'lûmât ise, evhâm ve ihtimallerden temizdir. Binâenaleyh, merkezden muhîte, dâhilden harice bakmak lâzımdır.
İ'lem 15
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefîhe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Ta'dili, büyük bir himmete muhtaçtır. Ve kezâ, beşeriyet rûhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır. Bunların kapatılması ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.
İ'lem 16
İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Bir zerre, kocaman şemsi tecellî ile, yani in'ikâs itibariyle istiâb eder, içine alır. Fakat küçücük iki zerreyi bizzat, yani hacimleri itibariyle içine alamaz. Binâenaleyh, yağmurun şemsin timsâline ma'kes olan katreleri gibi, kâinâtın zerrât ve mürekkebâtı, ilim ve irâdeye müstenid kudret-i nurâniye-i ezeliyenin –tecellî ve in'ikâs itibariyle– lem'alarına mazhar olabilirler. Fakat, gözün içindeki bir hüceyre zerresi, “a'sâb, evride, şerâyin”de te'sirleri görünen bir kudret, şuûr ve irâdeye menba' olamaz. Bu acîb san'at, muntazam nakış, ince hikmetin iktizasına göre kâinâtın herbir zerresi, herbir mürekkebâtı, ulûhiyete mahsûs muhît ve mutlak sıfatlara menba' ve masdar olması lâzım gelir. Veya o sıfatlar ile muttasıf Şems-i ezelînin tecelliyât lem'alarına ma'kes olmaları lâzımdır.
Birinci şıkta kâinâtın zerrâtı adedince muhâlât vardır. Binâenaleyh, herbir zerre, o büyük yükün tahammülünden âciz olduğunu ikrar ile
