İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 67 / 235
67

Remz 02

Remz

Arkadaş! Vesvese ve evhâm zulmetleri içinde yürürken, Resûl-i Ekrem (A.S.M.)’ın sünnetleri birer yıldız, birer lamba vazifesini gördüklerini gördüm. Herbir sünnet veya bir hadd-i şer'î zulmetli dalâlet yollarında güneş gibi parlıyor. O yollarda, insan zerre miskàl o sünnetlerden inhiraf ve udûl ederse; şeytanlara mel'ab, evhâma merkeb, ehvâl ve korkulara ma'raz ve dağlar kadar ağır yüklere matiye olacaktır.

Ve kezâ, o sünnetleri, sanki semâdan tedellî ve tenezzül eden ipler gibi gördüm ki, onlara temessük eden yükselir, saâdetlere nâil olur. Muhâlefet edip de akla dayananlar ise, uzun bir minâre ile semâya çıkmak hamâkatinde bulunan Fir'avun gibi bir fir'avun olur.

Remz 03

Remz

Arkadaş! Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki, zıtları birbirinden tevlîd eder. Ve aleyhte olan herbir şeyi lehte zanneder. Meselâ: Güneşin eli sana yetişir, ziyâsıyla başını okşar. Fakat, senin elin ona yetişemez. Ve senin keyfin üzerine hareket etmez. Demek, şemsin sana karşı iki ciheti vardır. Biri kurb, diğeri bu'd. Eğer senin ondan baîd olduğun cihetle “O bana te'sir edemez” ve onun sana karîb olduğu cihetle “Ona te'sir edebilirim” desen, cehlini ilân etmiş olursun.

Kezâlik, Hàlık ile nefis arasında da bir kurb ve bu'd vardır. Kurb Hàlık’ındır, bu'd nefsindir. Eğer nefis uzaklığı cihetiyle enâniyet ile Hàlıka bakıp: “Bana te'sir edemez” diye bir ahmaklıkta bulunursa, dalâlete düşer. Ve kezâ, nefis mükâfâtı gördüğü zaman: “Keşke ben de öyle yapaydım, böyle olaydım” der. Mücâzâtın şiddetini de gördüğü vakit, teâmî ve inkâr ile kendisini tesellî eder.

Ey ahmak nokta-i sevdâ! Hàlık’ın ef'âli sana nâzır değildir. Ancak O’na bakar. Kâinâtı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i âlemde şâhid tutmamıştır. İmâm-ı Rabbânî’nin (R.A.) dediği gibi: “Melikin atiyyelerini, ancak matiyeleri taşıyabilir.”

Remz 04

Remz

Arkadaş! Bilhassa muztar olanların duâlarının büyük bir te'siri vardır. Bazen o gibi duâların hürmetine, en büyük bir şey en küçük bir şeye musahhar ve mutî' olur. Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir masûmun duâsı hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.