İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 198 / 235
198

olur, sarhoş olur. Mâlik-i Hakîkiyi unutur. En nihâyet kibir ve gurur kuyusuna düşürtür.

İkinci vechi ise, in'âm edene bakar ki, keremini izhâr, derece-i rahmetini ilân, in'âmını ifşa, esmâsına şehâdet eder. Binâenaleyh, tevâzu', ancak birinci vecihte tevâzu' olabilir. Ve illâ küfranı tazammun etmiş olur. Tahdîs-i ni'met dahi, ikinci vecihle manevî bir şükür olmakla memdûh olur. Yoksa kibir ve gururu tazammun ettiğinden mezmûmdur. Tevâzu' ile tahdîs-i ni'met şöylece bir ictimâ'ları var:

Bir adam hediye olarak, bir palto birisine veriyor. Paltoyu giyen adama başka bir adam “Ne kadar güzel oldun” dediğine karşı; “Güzellik paltonundur” dediği zaman, tevâzu'yla tahdîs-i ni'meti cem'etmiş olur.

İ'lem 45

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Ücret alındığı zaman veya mükâfât tevzî' edildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobu oynamaya başlar. Fakat iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hattâ tenbel olan adam çalışkanı sever. Zaîf olan kavîyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasını ister ki, iş hafif olsun, zahmetten kurtulsun.

Dünya da umûr-u diniyeye ve a'mâl-i âhirete iş ve hizmet için kurulmuş bir fabrika olduğu cihetle ve o fabrika içerisinde işlenen ve yapılan ibâdetlerin semeresi öteki âlemde göründüğüne nazaran ibâdetlerde rekabet edilmemelidir. Olduğu takdirde ihlâsı kaybolur. Ve o rekabeti yapan, halkın takdir ve tahsinleri gibi dünyevî bir mükâfâtı düşünür. Zavallı düşünmüyor ki, o düşünce ile amelini adem-i ihlâs ile ibtal eder. Çünkü, sevâb i'tâsında ve ücret aldığında, nâsı Rabb-i Nâs’a şerîk yapar ve halkın nefretlerine hedef olur.

İ'lem 46

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Kerâmet ile istidrâc ma'nen birbirine mübâyindir. Zîra kerâmet, mu'cize gibi Allah’ın fiilidir. Ve o kerâmet sâhibi de kerâmetin Allah’tan olduğunu bilir ve Allah’ın kendisine hâmî ve rakìb olduğunu da bilir. Tevekkül ve yakìni de fazlalaşır. Lâkin, bazen Allah’ın izniyle kerâmetlerine şuûru olur, bazen olmaz. Evlâ ve eslemi de bu kısımdır.

İstidrâc ise, gaflet içinde iken eşya-yı gaybiyenin inkişafından ve garîb fiilleri izhâr etmekten ibarettir. Fakat, bu istidrâc sâhibi, nefsine istinâd ve iktidarına isnâd etmekle enâniyeti, gururu öyle fazlalaşır ki اِنَّمَا اُوتِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ okumaya başlar. Lâkin o inkişaf, tasfiye-i nefis ve tenevvür-ü kalb neticesi olduğu takdirde, ehl-i istidrâc ile ehl-i kerâmet arasında tabaka-i ûlâda fark yoktur. Tam mânâsıyla fenâya mazhar olanlar ise, onlara da Allah’ın izniyle eşya-yı gaybiye inkişaf eder. Ve onlar da, o eşyayı Fenâ fillâh olan havâslarıyla görürler. Bunun istidrâcdan farkı

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.