İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 108 / 235
108

“Mûcid, Hàlık, Rab, Mâlik, Kayyûm ancak Allah’tır” diye şehâdetini ilân eder. Ve kezâ herbir zerre, herbir mürekkebât muhtelif lisân ve delâletleriyle şu beyti terennüm ediyorlar:

عِبَارَاتُنَا شَتَّى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ ❀ وَكُلٌّ اِلَى ذَاكَ الْجَمَالِ يُشِيرُ

Evet, herbir harf kendi vücûduna bir vecihle delâlet eder. Amma, kâtibinin, sâni'inin vücûduna çok vecihlerle delâlet eder. Evet...

تَاَمَّلْ سُطُورَ الْكَائِنَاتِ فَاِنَّهَا ❀ مِنَ الْمَلَاِ الْاَعْلَى اِلَيْكَ رَسَائِلُ

İ'lem 17

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Cam, su, hava, âlem-i misâl, rûh, akıl, hayâl, zaman vesâire gibi, tecellî-i timsâl akislere mahal ve mazhar olan çok şeyler vardır. Maddiyât-ı kesifenin timsâlleri hem münfasıl, hem ölü hükmündedirler. Çünkü, asıllarına gayr oldukları gibi, asıllarının hâsiyetlerinden de mahrumdurlar. Nurânîlerin timsâlleri ise, asıllarıyla muttasıl ve asıllarının hâsiyetlerine mâlik ve asıllarına gayr değillerdir. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hak, şemsin harâretini hayat, ziyâsını şuûr, ziyâdaki renkleri duygu gibi yapmış olsa idi, senin elindeki âyinede temessül eden şemsin timsâli seninle konuşacaktı. Çünkü; o, timsâlinde oldukça harâreti, ziyâsı, renkleri olurdu. Harâretiyle hayat bulurdu. Ziyâsıyla şuûrlu olurdu. Renkleriyle de duygulu olurdu. Böyle olduktan sonra, seninle konuşabilirdi. Bu sırra binâendir ki, Resûl-i Ekrem (A.S.M.), kendisine okunan bütün salavât-ı şerîfeye bir ânda vâkıf olur.

İ'lem 18

İ'lem Eyyühe'l-Azîz! “Sübhânallâh” ve “Elhamdülillâh” cümleleri Cenâb-ı Hakk’ı celâl ve cemâl sıfatlarıyla zımnen tavsif ediyorlar. “Celâl” sıfatını tazammun eden “Sübhânallâh”, abdin ve mahlûkun Allah’tan baîd olduklarına nâzırdır. “Cemâl” sıfatını içine alan “Elhamdülillâh”, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle abde ve mahlûkata karîb olduğuna işârettir. Meselâ: Biri kurb, diğeri bu'd olmak üzere, bize nâzır, şemsin iki ciheti vardır. Kurb cihetiyle, harâret ve ziyâyı veriyor. Bu'd cihetiyle, insanların mazarratlarından tâhir ve sâfî kalıyor. Bu itibarla insan şemse karşı yalnız kàbil olabilir, fâil ve müessir olamaz.

Kezâlik, –bilâ teşbih– Cenâb-ı Hak rahmetiyle bize karîb olduğu cihetle, ona hamdediyoruz. Biz ondan uzak olduğumuz cihetle, O’nu tesbih ediyoruz. Binâenaleyh, rahmetiyle kurbüne bakarken, hamdet. Ondan baîd olduğuna bakarken, tesbih et. Fakat her iki makamı karıştırma. Ve her iki nazarı birleştirme ki, hak ve istikamet mültebis olmasın. Lâkin iltibas ve mezc olmadığı takdirde her iki makamı ve her iki nazarı hem tebdil, hem cem'edebilirsin. Evet, “Sübhânallâhi ve bihamdihi” her iki makamı cem'eden bir cümledir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.